25 Kasım 2017 Cumartesi

Karesi Vilayeti Tarihçesi (*)(**)


Günümüz diline kazandıran;
ABDULLAH YILMAZ/Mayıs 2017-Gönen


Karesi Vilayeti Tarihçesi (*)(**) 
İsmail Hakkı (Uzunçarşılı)
KARESİNİN ARAŞTIRMACI GENÇLERİNE (Önsöz Yerine)
Memleketinizde bulunduğum iki buçuk sene zarfında size bu tarihçe ile dört eser yazdım; bu eserler; Karesinin önemli kişiler tarihine ait bilinmesi lazım olan malumatı vererek bir dereceye kadar ihtiyacınızı tatmin eder, fakat asla yeterli değildir ve noksandır.
Karesi tarihçesini de diğer eserlerim gibi pek sevdiğim resmi vazifem arasında, istirahat zamanlarında topladım. Eser, daha büyük ve çok daha mükemmel olurdu. Bunun için İstanbul kütüphanelerinde araştırmada bulunmak ve bize dair Avrupa’da basılmış tarihlerden istifade etmek lazım gelirdi, daha kısası çok uzun süren çalışmaya ihtiyaç var fakat vazifem tabi ki buna engeldi. Ben eserde gösterdiğim alıntılardan faydalanarak size bir temel hazırlamış oluyorum. Ciddi araştırma yapmak ve incelemede bulunmak size aittir.
Bu naçiz eserimi; bize Darul Fünun sıralarında güzel sanatlar tarihi hakkında araştırmayı tavsiye eden ve bana gerekli yardımda bulunan muhterem üstadım Maarif Vekili Hamdullah Suphi (Tanrıöver) beyefendiye ithaf ile bir dereceye kadar şükran borcumu ödüyorum.
İsmail Hakkı (Uzunçarşılı), 22 Mayıs1925

I  MYSİA BÖLGESİ
Bugünkü Karesi vilayeti tamamen Küçük Asya’nın Mysia ismi verilen kısmında idi. Zaman zaman büyüyüp küçülen ve esaslı bir çerçevesi olmayan Mysia’nın sınırlarını şöyle kaydedebiliriz.
Mysia bölgesi Küçük Asya’ nın kuzey batısında bulunup kuzeyden (Propontid=Marmara Denizi) batıdan (Hellespontus=Çanakkale Boğazı) ve (Ege=Adalar Denizi) güneyden (Lidya=Saruhan sancağı) doğudan da (Rindakos=Adırnaz=Kocaçay) Çayı ile sınırlandırılmıştır. Bu sınır yukarıda belirttiğimiz gibi kesin değildir. Mysia bölgesi bazen Lidya, Biga ve kısmen Bitinya (Hüdavendigar (Bursa) vilayeti)ni işgal etmiş ve bazen Bitinyalılar ile Frigyalıların sayısız akınları ile daha dar bir sınır içine girerek doğuda Rindakos ve batıdan (Ezopos=Gönen Çayı) çayları arasında kalmıştır. Eskiden beri Mysia bölgesi iki kısma ayrılmıştır.
(Olimpos=Keşiş Dağı=Uludağ)dan itibaren ve Marmara Denizi sahilini izleyerek Çanakkale Boğazına kadar olan kısmına (Küçük Mysia) veya (Mysia Hellespontus) ve kalan kısmına da Büyük Mysia denilirdi. Küçük Mysia bir zamanlar Frigya kısmına dâhil olmuş ve (Küçük Frigya) kısmını teşkil etmişti ki bu tabir sonraları genel bir şekil almıştır.
Küçük Mysia’nın tanınan bilinen beldeleri şunlardır:
(Kyzikus= Belkız) (1); (Lampsacus=Lapseki); (Perkot=Burgaz) (2); (Abidus=Nara Burnu civarında); (Milotopolis=Mihaliç=Karacabey); (Apoloni=Apolyont=Uluabat) (3); (Piriyapos=Kara Biga kuzeyi); (Pemaninos=Eski Manyas); (Artemea=Gönen); (Zeleya=Sarıköy); (Artas=Artake=Erdek); (Panormus=Panderma=Bandırma).
Büyük Mysia’da sayılan başlıca şehirlerde bunlardır:
(Pergam=Bergama); (Adramityum=Edremit); (Arjiza=Balya-Pazarköy); (Asos=Behramkale); (Troas=Truva-Eski İstanbul civarı); (Antandros) (4); (Gorgar=Gargar-Bayramiç civarı) (5); (Eskamander=Karamenderes nehri) kenarında (Scepsis=Sepsis); (Blodos=Balat=Dursunbey); (Adriyanutere=Balıkesir)dir (6)
Mysia sınırı bugünkü Karesi vilayeti dışında bir takım araziyi yani Çanakkale, Bergama ve Hüdavendigar’ın (Bursa) bir kısmını içine alıyordu. Tarihçemi yalnız vilayet dâhiline sınırladığımdan dışarıda kalan kısımlar hakkında açıklama yapmayarak sırası gelince anıp geçeceğim.
Mysia kıtası eskiden beri beş kısmı içine alıyordu;
  1. Yunanistan’dan gelen muhacir (Aiolis=Eoli) ahalilerine ait kıyılar bölgesi (7)
  2. Truva, yani Çanakkale ve çevresi.
  3. Antik Yunan göçmenleriyle içinde oturan Mysi Hellespontik veya Küçük Mysia bölgesi (8).
  4. (Abreten ) yani içeride Kirmasti ve çevresi. Bir aralık Balıkesir bu bölgeye dâhildi.
  5. Dolyon ve Kyzikos bölgeleri (9).
__________________
Dip Notlar
(1) Kapıdağ yarım adası içeriğinde bilinen şehir, Belkıs Harabesi.
(2) Perkot, Lâpseki ile Naraburnu arasında şu an Burgaz denilen yerde idi.
(3) Apolyont gölündeki ada üzerinde olup (Diyana) ve (Apolon) tapınaklarına ait bazı eserler görülür. Antik Ezmine’nin en bilinen şehirlerindendi.
(4) Edremit Körfezinin kuzey kıyısında Yukarı Avcılar köyü civarında.
(5) Edremit Körfezinin kuzey kıyısında Nusretli Burnu civarında.
(6) Balıkesir’in eski ismi (Akiros) veya (Akiraos)dur. (Memalik el Ebsar) bundan hatalı olarak burayı (Memleket-i Ekira) diye anıyor.
(7) Hicretten 1700 yıl önce (Peloponos=Mora) yarımadasında (Dori=Dor)lara yenilmiş olan bu yarımadanın çoğunluk ahalisi her bir tarafa dağıldığından bunlardan bir kısmı (Agamemnon) sülalesinden (Kaleon=klavun) ve (Malaoes=Malavasın)ın yoldaşlığıyla Truva ve Hellespont kıyılarına gelerek (Kudüs=Gedüz=Gediz) çayı kıyıları mevkiine kadar yayılmışlardır ki Ahai takımından olan bu göçmenlere Eolyandan geldikleri için Eolid denirdi. (Lespos=Midilli) ve güneye doğru Edremit kıyısı bunlarla yerleşiktir.
(8) Bunlar İyonyan denilen Antik Yunan kavimlerindendiler. Marmara kıyısında kolonileri vardı.
(9) Dolyon; (Ezopos=Gönen çayı) ve (Masistos=Simav Çayı) nehirleri arasındaki Marmara kıyısından içeri doğru Manyas (Kuş) gölünün güneyine kadar devam eden araziye eskiden Dolyon ismini vermişlerdir ki Küçük Mysia ve yahut Küçük Frigya kısmına dâhildi. Dolyon kısmına dâhil olan (Kyzikos) yerleşmesi hakkında detaylı yöre bilgileri vardır.

________________
________________

(*)Bibliyografya
MYSİA TARİHİNE AİT BİLGİLERİ TOPLARKEN MÜRACAAT ETTİĞİM ESERLER
Küçük Asya=Şarl Teksiye’nin mütercim nüshası; Küçük Asya=Lüba’nın; Bursa Salnamesi=324 senesi; Hammer Tarihi=Mütercim nüshası Ata beyin; Kamus ul Alam=Şemsettin Sami Bey; Larus Ansiklopedi; Tarih-i Kadim Atlasları; Tarih-i Umumi=Ahmet Refik Bey; Coğrafya-yı Kadim Lügatı=Sina Beyan Efendi; Çanakkale Boğazı=Ali Rıza Seyfi Bey; Jeografi Üniversal=Melt Braun; Türk Asyası=Vital Kinet; Küçük Asya=George Parrot; İliada=Fransızca tercümesinden.
TÜRKLER TARİHİ BÖLÜMÜNÜ YAZARKEN FAYDALANDIĞIM ESERLER
İbn Batuta=Şerif Paşanın tercüme ettiği kısımdan; Türklerin Tarih-i Umumisi= Dökini Cahit beytercümesinden; Mesalik el-Ebsar; Cami üd-Düvel; Encümenin Osmanlı Tarihi; HammerTarihi; İsfar-ı Bahriye-yi Osmani; Aşıkpaşazade Tarihi; Neşri Tarihi; Cenabi Tarihi; Heşt Biheşt; Tac-ut-Tevarih; Hayrullah Efendi Tarihi; Tarih Encümeni Mecmuaları; Kamus ul-Alam; Meşahir-i İslam; Gülşen-i Maarif; Keyfiyet-i… Zuhur-u Ali Osman; Mahkeme-i Şeriyye Sicilleri

 (**)Karesi fahri hemşerisi ve Maarif Müdürü İsmail Hakkı’nın (Uzunçarşılı) yazıp ilk baskısı İstanbul’daki Hüsnü Tabiat Matbaası tarafından 1925’te yapılan 143 sayfalık kitabın Abdullah Yılmaz’ca Mayıs 2017’de orijinalinden günümüz diline aktarılan ilk bölümüdür. Devam edecektir.

13 Ekim 2017 Cuma

Gönen-Kazdağı Doruğu Yolunu Kat Etmek: Doğaseverler için Keyifli bir Güzergâh (13 Ekim 2017)


Gönen-Kazdağı Doruğu Yolunu Kat Etmek: Doğaseverler için Keyifli bir Güzergâh

Yayına hazırlayan: Mustafa Özcan
Yol öyküsü: Mustafa Konakoğlu

Gönen Çayı’nın doğduğu yer Kazdağı’na, yani mitolojik adıyla İda’ya doğru Gönen’den hareketle yapılacak bir gezi, doğa ve kültürün iç içeliğinden dolayı insana keyif vermesinin yanında çok yönlü bir bilgi edinme harekâtı da olmaktadır.

Bu çerçevede böyle bir gezi, coğrafya, ekoloji, biyoloji, arkeoloji ve tarih gibi bilim alanlarına giren pek çok sağın bilgiyi yolculuk sırasında yeniden anımsamak veya edinmek, ayrıca bu edinimleri yerinde otantik olarak içselleştirmek için son derece uygun olanaklar da sunmaktadır.

İşte bu makale, bu doğrultudaki bir beklenti ile 2017 Yazının sonuna doğru bir kafile olarak Gönen’den Kazdağı’na doğru yola çıkan bir doğa yürüyüşü ekibinin yaşadıklarını dışarıdan bakan bir gözle özetle aktarılmayı amaçlamaktadır.

***
Gezi rotasının ilk durağı Atatürk'ün yurt gezileri sırasında su içmek için uğradığı çeşme olmaktadır. Burada susuzluklar giderilirken Ata’nın anısını da anmak içten gelen bir gereklilik olarak yerine getirilir. Sonrasında Hanlar'da kısa bir çay molası için de durmak yol yorgunluğunun atılması yönünde iyi bir fırsat oluşturur. Ayrıca, buranın ardından gelen Kazdağı’na yaklaşılınca dağın bilinen oksijence zengin havasını derin, derin solumak, akciğerlerin oksijenle dolması sonucu kendiliğinden oluşan o nefis aerobik dinginlik hissini duyumsamak kaçırılmaması gereken bir fırsattır.

Gecelenen ilk kamp molasının ardından ertesi gün sabah kalkılıp Zeytinli köyüne doğru yol alındığında Kazdağı eteklerinde sürdürülmekte olan vahşi maden işletmeciliğini üzülerek görmek yolculuğun yegâne olumsuz izlenimi olmaktadır.

Burada, Kazdağı eteklerinde bulunan köylerin gezilmesinin ilk etabında Aşil'in atlarını suladığı, Afrodit'in güzellik banyosunu yaptığı Sutüven Şelalesi ile yazar Sebahattin Ali'nin yaşanan bir olaydan esinlenerek Hasan ve Emine'nin aşkına dair yazdığı acılı öyküsüne (*) konu olan Hasanboğuldu’yu görmek nefis bir izlenime kaynaklık etmektedir. Ama olayın acı yönü bazılarının derinlerinde buruk bir duygu da uyandırabilir. Ve sonrasında, sırasıyla Kızılkeçili köyündeki 850 yıllık abidevi çınar ağacını, Tahtakuşlar Etnografya Müzesi’ni, Antandros Antik Kenti’ni, Nekropolis’i (Ölüler Şehri), Zeus Altarı'nı ve Adatepe köyünü ziyaret etmek doğru bir seçim oluşturur. Ancak, bir doğa yürüyüşü kapsamında sözü edilen bu uğrak yerlerinin tamamının görülmesi bir güne sığdırılarak istenirse o günün öğle yemeği için Adatepe köyünü seçmek gerekli olabilir.
***
Kazdağı zirvesine doğru toplamda 52,5 km’lik uzunlukta olup dönüşüyle birlikte 2 gece 3 gün sürecek ve zorlu tırmanışı olacak bir güzergâhta, bir rotada yol kat etmek niyeti ile yola çıkmayı düşünmek kimilerince çok dikkatle değerlendirilmesi gereken aşırı zorlayıcı bir parkurdur. Bu nedenle buradan zirveye doğru tırmanış da dâhil olmak üzere kestirme yollar kullanılarak Aşağıçavuş köyüne kadar olan mesafedeki en uygun rotanın doğru seçilmiş ve önceden planlanmış olması çok kritik bir iştir. Kazdağı’nın en uzun transı olmasına karşın yalnızca yürünülerek kat edilmesi gerektiğinden bu rota, planın kusursuzluğunu zorunlu kılar.

Öte yandan, günün akşamına doğru Sutüven Şelalesi'ne çok yakın olan Çamlaraltı kamp alanında gecelemek doğru bir seçim olduğu kadar da gereklidir de. Ayrıca, ertesi gün yürüyüşün sonlanacağı Aşağıçavuş köyüne gitmek için çok erken kalkılacağından gecikmeden yatmak üzere akşam yemeğinden hemen sonra çadırlara yönelmek doğru bir hareket olur.
***
Sabah saat dört civarı kamp terk edildiğinde gezinin zorlu yürüyüşü başlar. Gün içindeki uzun bir yürüyüş sonrası dağa tırmanışın ilk saatleri, karanlıkla birlikte oldukça sık bir orman içinde yola devam edilerek tüm gece boyu sürer. Gün ağarmaya başladıkça ve tırmanıştaki rakım arttıkça zorlanmanın karşılığı olarak ortaya çıkan hem Saros körfezinin hem de İda'nın muhteşem manzaralarından büyülenmemek mümkün değildir.

Zirveye yaklaşıldığında Afrodit'in Hermes'e, Paris'in Helen'e aşık olduğu, tanrı ve tanrıçaların balaylarını geçirdiği; Kanon, Zeyna, Herkül, Hektor gibi efsane kahramanlarının evi sayılan ve ozan Homeros'un, ''canavarlar anası bol pınarlı İda'' diye betimlediği Dağ'ın bir parçası olma hissinin insanda bünyeyi sarması artık doğaldır. Nihayetinde, üzerinde efsanevi Sarıkız’ın mezarı (**) olduğu için şamanların hac yeri olarak kabul ettiği Kazdağı'nın üçüncü büyük zirvesi olan Sarıkız Tepesi'ne varılır ki bundan sonra artık ana zirve olan Karataş Tepesi’ne (Rakım:1774 m) doğru yol alınmaya başlanır. Kartalçimen Yaylası üzerinde bulunan Kaz Avlusu'u (Kutsal Avlu) geçilerek İda'nın doruğuna varıldığındaysa tam da öğle zamanıdır. Ana doruktan Yunan adalarını, Kazdağı'nın ikinci zirvesi Cılbakbaba Tepesi'ni ve çevreyi doyasıya seyretme imkânı bulunur. Ayrıca kimilerinin sıcağın, yorgunluğun ve başarmışlığın etkisi ile burada bir süre şekerleme yaparak kestirmeyi seçmesi “tercih-i şayan” bir durum olabilir.

Homeros İlyada ve Odysseia adlı efsanevi manzum yapıtında pagan baş tanrı Zeus'un Troya Savaşı’nı buradan yönettiğinden bahseder. Mitolojideki Gargaron isminin, hem Kazdağı'nın bu zirvesi, hem de Adatepe köyünde bulunan Zeus Altarı'nın bulunduğu tepe için kullanılması çoğu kez kafalarda karışıklık yaratmıştır. Gerçekte söz konusu yer Kazdağı'nın ana zirvesi olan Karataş Tepesi’dir. Çünkü hava açık olduğunda buradan savaşın olduğu Troya sahillerine kadar upuzun bir görüş açıklığının olduğu bilinir. Savaşta buraya saklananların Zeus'dan “kutsal bir güç” aldığı söylenir. Düşmanlarınsa kartal kılığında dolaşan Zeus'dan çekindiği ve bu nedenle buraya yaklaşamadığı belirtilir. Öte yandan, Troya Savaşı için yola çıkmak isteyen Agememnon'unsa gemilerine tanrıça Artemis’in uygun rüzgârı vermemiş olması, bunun üzerine Agememnon, Artemis'i razı edebilmek için kâhine inanarak kızı İphigenia'yı kurban etmek istemiş olması mitolojik kaynağın diğer bir anlatısıdır.

Benzer adak etme olayının, Sarıkız efsanesinde de görülmesi, Paris ile Oinone'nin yerini binlerce yıl sonra ayni kaderi paylaşan Hasan ve Emine'nin hikâyesine bırakması, ''Zeusbaba'' adının zamanla  ''Cılbakbaba'' (***) ve mitolojide antik çağ törenlerinin yapıldığı yer olan Kutsalavlu adınınsa zamanla ''Kazavlusu'' olarak değişmesi iç içe geçen tarihsel kültürlerin bir kalıtıdır.

İşte bu geleneklerin bir devamı olarak yöre halkı Türkmenler yüzlerce yıldır Sarıkız kutlamaları yapmak için her yılın ağustos ayı ortasındaki cumartesi günü Kazdağı'nın zirvesindeki Karataş Tepesi’nin (Gargaron) eteklerinde bulunan Kartalçimen Yaylası’na çıkarak Kutsal Kazavlusu mevkiinde çadırlı kamp kurup burada bir hafta süreyle konaklarlar. Böylece geçmiş ile şimdi ve şimdi ile gelecek arasındaki ki bu geleneksel bağ sürdürülmüş olur.  
***
İda Dağı doruğundan dönüş yolunun en az geliş yolu öyküsü kadar ilgi ve heyecan yüklü olacağını umarak bu doğa gezisinin bundan sonraki safahatını bir başka yazının konusu yapmak niyeti ile bu ilk bölümü burada sonlandırmanın doğru olacağını düşünüyorum.
______________



28 Nisan 2017 Cuma

Duyuru: Mustafa Özcan'nın "Holistik Bilim" kitabı için "ilk imza günü" etkinliği



Değerli Gönenli Dostlar,

"1 Mayıs 2017" günü benim ilk kitabım olan "Holistik Bilim" için "ilk imza günü" etkinliği gerçekleştirilecektir.  Bir kitap için "gala" sayılan bu ilk imza günü etkinliğinde Gönenli değerli yazar Sezen Özol'da "Çanakkale Askerine Rütbe Gerekmez" adlı kitabını imzalayacaktır. Etkinlik Gönen Yıldız Park Cafe'de (*) saat 1100-13:00 arasında yapılacaktır. 

Ceren Yayın Evi (**) sahibi Şeref Kurtiş ve yazarlar olarak tüm Gönenli dostların sağlayacakları katılımlarıyla bizleri şereflendirmelerini kalbi dileğimizdir.

25 Eylül 2016 Pazar

Adı Çıkmış Bir Tebaa, Görünmez Vatandaşlar Kuzeybatı Anadolu’da Türk Milli Hareketine Karşı Kuzey Kafkasyalı Direnişi 1919-23 (Bölüm 7 - Son)


Adı Çıkmış Bir Tebaa, Görünmez Vatandaşlar Kuzeybatı Anadolu’da Türk Milli Hareketine Karşı Kuzey Kafkasyalı Direnişi 1919-23 (Bölüm 7 - Son)


Sonuç
Kuzey Kafkasyalılar’ın resmi olarak “rehabilite edilmelerinin” neden 1950’den sonrasına tekabül ettiği sorusu bu makalenin konusunun dışında olsa da; Güney Marmara’daki bu “ihanet” ve “isyan” tarihinin Çerkeslere neden Ermeniler, Yunanlar ve Kürtlerin taşıdığı o kızıl damgayı kazandırmadığını sormak gerekir. Daha da ötesi, Kürdistan şiddet ve baskı içinde kavrulmaya devam ederken, Kurtuluş Savaşı boyunca yoğun olarak devlet karşıtlığı güden Güney Marmara bölgesi neden bu kadar dingin kaldı? Bu soruların cevapları kısmen, 1919-1922 arasında gerçekleşen Çerkes direnişinin tabiatının içinde yatıyor olabilir.

Bölgedeki isyan tamamen yerel bir olaydı ancak milliyetçi kışkırtmalara veya amaçlara dayanmıyordu. Ahmet Anzavur’un başını çektiği isyanla tepe noktasına çıkan bu gerilim, Kuzey Kafkasyalılar’ın Güney Marmara’ya yerleştirilmesiyle beraber ilk defa su yüzüne çıkan anlaşmazlıkların eseri olarak, uzun zamandır birikmeye devam ediyordu. Jön Türklerin savaş zamanı politikaları, Çerkesler arasındaki ekonomik bozulmaları alevlendirdi. Sefalet, açlık, politik dengesizlik ve Ermeniler gibi kırıma maruz kalma korkusu Marmara kıyısındaki birçok Kuzey Kafkasya topluluğunun ruh halini açıklıyordu. 1919 sonbaharında durum şiddetlenince, Çerkesler arasındaki memnuniyetsizlik; Güney Marmara’daki diğer ötekileştirilmiş grupların benzer şikâyetlerini kurnaz bir şekilde alevlendiren, Anzavur isimli bir Çerkes ile dile geldi.

Anzavur’un ölümünden sonra, Kuva-yi Milliye’ye dönüşmüş İTC’ye karşı mücadele etme umuduyla Anzavur’u destekleyen Çerkes ileri gelenleri tek başlarına mücadele etmeye devam ettiler. Jön Türk dönemindeki milli hak iddiaları ve özerklik isteği halen Güney Marmara’nın bölgesel politikasının tabanında yatıyordu. Ankara Anzavur’u ya da Şark-ı Karib Çerkesleri Temin-i Hukuk Cemiyeti’ni destekleyen ya da tek yaptığı (Gönen ve Manyas gibi) ayaklanmanın yaşandığı bölgelerde ikamet etmek olan bütün Çerkesleri ölümle ya da Doğu Anadolu’ya sürgünle cezalandırdı. Sonunda Şark-ı Karib Çerkesleri Temin-i Hukuk Cemiyeti’nin tüm üyeleri öldürüldükten, sürgüne gönderildikten ya da vatandaşlıktan çıkarıldıktan sonra bölgesel özerklik planları da onlarla birlikte can verdi.

Bu olay ve eylemlerin doğrulunu aleni olarak devlet merasimiyle, kamusal eğitimle ya da kışkırtıcı edebiyat ile tasdik etmek, Türkiye devletinin resmi anlatısıyla ilgili cevaplanması zor sorulara sebebiyet verecektir. İddia edildiği gibi, “Müslüman ve Türkler”in etkin fikir birliği ve kitlesel katılımıyla yaratılmış bir millette, bazı Müslümanlar nasıl olur da Mustafa Kemal’in Anadolu’yu özgürleştirme girişimine karşı çıkar? Bu soruyu daha da zorlaştıran şey, Güney Marmara’daki Çerkesler’in (mesela Hakkâri çerçevesinde yaşayan Kürtler gibi) Anadolu’nun coğrafi sınırlarına ait bir halk değil, Osmanlı İmparatorluğu’nun merkezine çok yakın bir bölgeye yerleşmiş olan bir topluluk oldukları gerçeğidir. Çerkes Ethem, Ahmet Anzavur ve Eşref Kuşçubaşı gibi Kuva-yi Milliye karşıtı isyan ve harekâtlarda yer alan birçok Çerkes, Osmanlı İmparatorluğu’ndaki en asil ve en seçkin ailelerinin birer mensubuydu. Bu insanların Kuva-yi Milliye karşıtı eylemlerinin kökenine inince, Osmanlı İmparatorluğu’nu acı sona sürükleyen ve Türkiye vatandaşlığının yaratıcıları olarak addedilen kişilerle olan ilişkileri, şüphe ve merak uyandırmaktadır.

En önemlisi, Kurtuluş Savaşı sırasındaki “Çerkes ihanetinin” cezalandırılması, 1923’te iktidara gelen İTC/Kuva-yi Milliye koalisyonuna karşı sadık kalmış olan diğer Kuzey Kafkasyalılar’ı kesinlikle gücendirecekti. Örneğin isyan ve ayrılıkçılık Sivas, Kayseri ve Maraş’ta yoğun olarak bulunan Kuzey Kafkasya topluluklarının gelişimi içinde bir emare değildi. Birçok Kuzey Kafkasyalı uzmanın belirttiği gibi, Kuvayi Milliyeci hareketin galibiyetinden sorumlu olan en donanımlı ve güvenilir görevlilerin büyük kısmı Çerkes kökenliydi (78). Kuzey Kafkasya diasporası mensuplarının, Abhazya’daki Türk politikalarının oluşumu ve geliştirilmesi konusundaki son katılımları, Çerkesler’in Türkiye Cumhuriyeti’nin varlığını sürdürebilmesi adına oynamaya devam ettikleri koruyucu ve destekleyici rollerinin mevcudiyetini bir kez daha kanıtladı (79).  Fakat Anadolu’daki Çerkes diasporasının bu kesiminde sadakatin, aynı ayrılıkçılık fenomeni gibi, yerel koşullar, çervesel ilişkiler ve istisnalardan kaynaklandığını iddia ediyorum.

Türk Kurtuluş Savaşı sırasında, Kuva-yi Milliyeci hareket karşısındaki Çerkes direnişinden iki farklı ders çıkarabiliriz. Birincisi, kendimizi Anadolu’yu yekpare bir bütün olarak ele almaktan azat etmemiz gerekiyor. Güney Marmara’daki Çerkes ayaklanması, Anadolu’nun bölgesel düzeydeki karmaşıklığını ve çeşitliliğini hatırlatıyor. İkincisi Kemalizm mukavemetine, hizipçi ve etnik ayrımcılığı azleden bir fenomen olarak bakmalıyız. Diğer milletler gibi Çerkesler’in de Mustafa Kemal egemenliğine karşı savaş vermesinin nedeni; sınıf, ekonomi-politika ve taşra geleneğiydi. Türk milliyetçiliğinin dogmalarının ardına geçmek ve Anadolu’nun çeşitliliğine dair yeni anlayışlar benimsemek adına bakış açımızı düzeltmeliyiz.

Notlar

1. Konuşma dilinde ya da resmi olarak “Güney Marmara Bölgesi” gibi bir bölge mevcut değildir. Ben bu terimi aslen, Kale-i Sultaniye/Çanakkale, Karesi/Balıkesir, Hüdavendigar/Bursa, İzmit/Kocaeli ve Adapazarı/Sakarya isimli Osmanlı/Türk bölgelerini odaklayarak kullandım.
2. Türk Kurtuluş Savaşı’nı izleyen yıllarda önemli miktarda anı, belgesel araştıma ve bilimsel inceleme yapılmıştır. Bunlardan en önemlisi, Mustafa Kemal (Atatürk’ün)  1927’de Halk Partisi kongresinde otuz altı saatlik konuşmadan oluşan Nutuk’tur. Atatürk’ün ölümü sonrasında bu devletçi anlatının nitelik ve sonuçlarından ayrılan birkaç çalışma da yapılmıştır. (Özellikle Erik Jan Zürcher ve Taner Akçam tarafından yapılanlar kayda değerdir.)  Taner Akçam, From Empire to Republic: Turkish Nationalism and the Armenian Genocide (New York: Zed Books, 2004); Doğan Avcıoğlu, Milli Kurtuluş Tarihi, 1838’den 1995’e (İstanbul: Tekin Yayınevi, 1995); Yusuf Çam, Milli Mücadelede İzmit Sancağı (İzmit: İzmit Rotary Kulubü, 1993); S¸erif Mardin, “Ideology and Religion in the Turkish Revolution,” International Journal of Middle East Studies 2 (1971): 197–211; Kazım Özalp, Milli Mücadele, 1919–1922 (Ankara: Türk Tarih Kurumu Basımevi, 1985); Stanford Shaw, From Empire to Republic: The Turkish War of National Liberation, 1918–1923: A Documentary Study (Ankara: Türk Tarih Kurumu Basımevi, 2000).
3. Adnan Sofuoğlu, Kuva-yı Milliye Döneminde Kuzeybatı Anadolu, 1919–1921 (Ankara: Genelkurmay Basım Evi, 1994), 37–41. Sofuoğlu Anadolu Yunanları ve Ermenilere ait ihanet ve eylemleri “Kuzeybatı Anadolu’da Azınlıkların (Yerli Rum ve Ermeniler) Eylemleri” isimli bölümde ele alıyor.
4.  Tuncay Özkan, CIA Kürtleri: Kürt Devletinin Gizli Tarihi (İstanbul: Alfa Basım Yayım, 2004).
5. Bu inceleme, sanayi öncesi ve sonrası dönemdeki toplumlar arası şiddetin kaynaklarıyla ilgili çalışmalar arasında büyük yankı uyandurdı. Gelişmekte olan Türk ulus-devletine karşı Çerkes direnişinin tarihini, bazı ilkel ya da içsel gerilimler veya anlaşmazlıkların sonucu olarak incelemektense; bu makale, Kuzey Kafkasyalı direnişinin şiddetli ve sözde milliyetçi karakterini, yerel politikalar ve çağdaşlaşıp merkezileşen devletin baskıları eksenine yerleştirmeyi heheflemektedir. Birçok çalışma bu yaklaşımıma etki etmiştir. Örneğin: Anton Blok, The Mafia of a Sicilian Village, 1860–1960: A Study of Violent Peasant Entrepreneurs
(Oxford: Blackwell, 1974); Ranajit Guha, Elementary Aspects of Peasant Insurgency in Colonial India (New
York: Oxford University Press, 1991); Ussama Makdisi, The Culture of Sectarianism: Community History and
Violence in Nineteenth-Century Ottoman Lebanon (Berkeley, Calif.: University of California Press, 2000);
Gyanendra Pandey, The Construction of Communalism in Colonial North India (New York: Oxford University
Press, 1990).
6. “Kuzey Kafkasyalı” ve “Çerkes” terimlerini birbirlerinin alternatifi olarak kullandım. Bu iki terim arasında kesin bir farklılık bulunduğunu fark etmeme rağmen, (Çerkes terimi Adigece, Ubıhça ya da Abazaca konuşan insanları ifade ediyor), Osmanlı ve Batı belgelerinde Kuzey Kafkasyalıların hepsi “Çerkes” olarak geçmektedir.
7. Kemal Karpat, Ottoman Population, 1830–1914: Demographic and Social Characteristics (Madison,
Wisc.: University of Wisconsin Press, 1985), 69; Ehud R. Toledano, Slavery and Abolition in the Ottoman
Middle East (Seattle, Wash.: University of Washington Press, 1998), 84. Toledo’ya göre Osmanlı İmparatorluğu’na 1855 – 1856 arasında 595,000 ila bir milyon arasında Çerkes gelmiştir. Karpat, 1859 – 1879 arasında çoğu Adige olan iki milyon kadar Kuzey Kafkasyalının geldiğini ve 1879 sonrasındaki Çerkes mültecilerin sayısının yaklaşık olarak yarım milyon olduğunu tahmin ediyor.
8. Karpat, Ottoman Population, 57. Karpat, Osmanlı egemenliğinin son yüzyılındaki demografik eğilimlerle ilgili bu çalışmasında, 1880’lerde Anadolu’daki Kürt nüfusunun bir buçuk milyon civarında olduğunu belirtiyor. İhtiyatlı bir tahmin olsa da, Karpat’ın verdiği sayı Osmanlı İmparatorluğu’nda Çerkes diasporasının büyüklüğünü vurgulamaktadır. Güney Marmara’daki Kuzey Kafkas direnişinin mirasının çağdaş toplum bilincinde geniş çapta yer almamasının nedeni,  İmparatorluğun ulus-devlete doğru evrilmesi zarfında Dersim gibi yerlerde yapılmış olan Kürt direnişinin yarattığı derin etkiler ışığında çok daha merak uyandırıcıdır.
9. Marc Pinson, “Ottoman Colonizaton of the Circassians in Rumeli after the Crimean War,” Etudes Balkaniques
3 (1972): 71–85.
10. Nedim İpek, Rumeliden Anadoluya Türk Göçleri (1877–1890) (Ankara: Türk Tarih Kurumu, 1994),
185; Raif Kaplanoğlu, BursadaMübadele (Orhangazi, Turkey: Avrasya Etnografya Vakfı, 1999), 135. Nedim
İpek, 20. yüzyılın başlarında Bursa’da 29,886 kadar Kuzey Kafkasyalının bulunduğunu, Kaptanoğlu da, 1922’de Yunan işgali altında yapılan bir sayıma göre yalnızca Hüdavendigar sancağında, 108,000 Kuzey Kafkasyalının bulunduğundan bahsediyor.
11. İpek, T¨ürk Göçleri, 187–88, 198, 200.
12. PRO/FO 371/3418/199234, 3 December 1918.
13. Ibid.; Toledano, Slavery and Abolition, 106.  Osmanlı İmparatorluğu’ndaki Çerkes topluluklarından bahseden İngiliz görevli dosyasında açıkça şöyle naklediyor: “Çerkes topluluklarının etkisi yalnızca bölgeseldi, fakat kanunsuz ve kindar oldukları doğruydu. Çok fanatiklerdi ve Konstantinopolis Hükümeti tarafından her zaman için güvenilebilinecek insanlardı…”
14. Toledano, Slavery and Abolition, 102–4.
15. Hüsameddin Ertürk ve Samih Nafiz Tansu, İki Devrin Perde Arkası (İstanbul: Ramazan Yaşar, 1969), 120.
16. Taner Akçam, Armenien und der V¨olkermord: Die Istanbuler Prozesse und die türkische Nationalbewegung (Hamburg, Germany: Hamburger Edition, 1996), 318–19; Tarık Zafer Tunaya, Türkiyede Siyasal Partiler: İttihat ve Terakki, Cilt III (İstanbul: Hürriyet Vakfı Yayınları, 1989), 283.
17. İzzet Aydemir, Muhaceretteki Çerkes Aydınlar (Ankara: n.p., 1991), 9; Sefer Berzeg, Türkiye Kurtuluş
Savaş’ında Çerkes Göçmenleri, Cilt II (İstanbul: Ekin Yayıncılık, 1990) 9, 34. 1914’te kurulan Şimali Kafkas Cemiyeti, İTC’nin Kuzey Kafkasyalılar üzerindeki çıkarlarını desteklemek için kurulan bir örgüttü. Bu komitenin faaliyetleri nedeniyle 1. Dünya Savaşı’nın başında Ajaria’da (Güney Batı Gürcistan’da) bir ayaklanma çıktı. (Çıkmasında Yusf İzzet Paşa’nın etkisi olmuştu)  Arsen Avagyan, Osmanlı İmparatorluğu ve
Kemalist Türkiye’nin Devlet-İktidar Sisteminde Çerkesler (İstanbul: Belge Yayınları, 2004), 134–39.
18. BOA.DH.S¸FR 75/156, 15 April 1917.
19. BOA.DH.S¸FR 89/61, 61-1, 12 July 1917; BOA.DH.S¸FR 89/105, 16 July 1917; BOA.DH.S¸FR 92/155, 14
October 1918; BOA.DH.S¸FR 96/95, 8 February 1919; BOA.DH.S¸FR 96/122, 9 February 1919; BOA.DH.S¸FR
96/330, 27 February 1919; BOA.DH.S¸FR 97/351, 31 March 1919.
20. Erik Jan Zürcher, The Unionist Factor: The Role of the Committee of Union and Progress in the Turkish
Nationalist Movement, 1905–1926 (Leiden: E. J. Brill, 1984), 84–86.
21. Fahri Can, “Birinci Dünya Harbından Sonra İlk Milli Kuvvet Nasıl Kuruldu?” Yakın Tarihimiz 1, no. 2
(10 May 1962): 334.
22. PRO/FO 371/4157/62437, 5 April 1919.
23“Kazım ÖzalpAnlatıyor,” Yakın Tarihimiz 2, no. 20 (5 July 1962): 153;İlhan Selçuk, Yüzbaşı Selahattinin Romanı, Cilt II (İstanbul: Remzi Kitabevi, 1975), 58–59; Muhittin Ünal, Miralay Bekir Sami Ginsev’in
Kurtuluş Savaşı Anıları (İstanbul: Cem Yayınevi, 2002), 27–30. Rauf Orbay’ın bu olayla ilgili kendi anıları oldukça belirsiz. Cemal Kutay, Osmanlı’dan Cumhuriyete Yüzyılımızda bir İnsanımız, Hüseyin Rauf
Orbay, 1881–1964 (İstanbul: Kazanc¸ Kitap Ticaret, 1995), 356–58.
24. Hacim Muhittin Çarıklı, Balıkesir ve Alaşehir Kongreleri ve Hacim Muhittin Çarıklı’nın Kuva-yı Milliye
Hatıraları, 1919–1920 (Ankara: Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü 1967), 24.
25. Zühtü Güven, Anzavur İsyanı: İstiklal Savaşı Hatıralarından Acı Bir Safha (Ankara: Türkiye İş Bankası,
1965), 27–28.
26. BOA.DH.KMS 54-3/68, 19 August 1919; PRO/FO 371/5047/4272, 6May 1920; PRO/FO 371/5054/9302,
3 August 1920; PRO/FO 371/4160/154462, 22 November 1919; PRO/FO 371/4161/161867, 12 November
1919.
27. “Pomak” terimi genellikle Bulgarca konuşan Müslümanlar için kullanılan bir terimdir. Rodop Dağları’ndan gelen büyük miktardaki muhacir ya da mülteci Biga^ya yerleştirilmiştir.
28. Güven, Anzavur İsyanı, 18–23.
29. BOA.DH.EUM.AYS¸ 9/38, 22 May 1919; BOA.DH.EUM.AYS¸ 16/27, 19 July 1919; BOA.DH.EUM.AYS¸
18/119, 8 August 1919. Arnavutlar ve Gürcü Yetimoğlu ailesi arasında 1. Dünya Savaşı’nda ortaya çıkan gerginlik devam ediyordu. 1919 Temmuz’unda iki taraf arasında bir ateşkesin yapıldığı aktarıldı.
30. BOA.DH.EUM.AYS¸ 9/38, 24 May 1919; BOA.DH.EUM.AYS¸ 34/24, 4 March 1920; BOA.DH.KMS
55-2/56, 16 September 1919; BOA.DH.KMS 55-3/20, 4 October 1919.
31. BOA.DH.KMS 55-3/29, 30 October 1919.
32. BCA 272.11.11.32.25, 10 November 1917.
33. Ünal, Bekir Sami, 197.
34. Çarıklı, Balıkesir ve Alaşehir Kongreleri, 102.
35. Ibid., 96.
36. Ibid., 97–98.
37. Özcan Mert, “Anzavur’un İlk Ayaklanmasına Ait Belgeler,” Belleten 56, no. 217 (1992): 847.
38. Sabri Yetkin, Ege’de Eşkıyalar (İstanbul: Tarih Vakfı Yurt Yayınları, 2003), 162–69.
39. Özer, Kurtuluş Savaşı’nda Gönen, 56.
40.BOA.DH.EUM.AYS¸ 49/63, 5 January 1921; Harb Tarihi Vesikaları Dergisi 5, no. 18 (1956): Document
452; Mert, “Anzavur’un İlk Ayaklanmasına,” 905.
41Uluğ İğdemir, Biga Ayaklanması ve Anzavur Olaylar Günlük Anılar (Ankara: T¨urk Tarih Kurumu
Basımevi, 1973), 3–13.
42BOA.DH.EUM.AYS¸ 39/37, 26 April 1920.
43BOA.DH.KMS 60-2/10, 19 April 1921.
44. İğdemir, Biga Ayaklanması, 59.Anzavur’un Güney Marmara’daki Kuva-yı Milliye karşıtı direnişini besleyen mühimmat ve para bizzat Anzavur’un kabulüyle İstanbul’dan sağlanıyordu.
45. Harb Tarihi Vesikaları Dergisi 4, no. 11 (1955): Document 272; Ünal, Bekir Sami, 219.
46. Harb Tarihi Vesikaları Dergisi 6, no. 19 (1957): Document 476; PRO/FO 371/5047/4272, 6 May 1920.
47. BOA.DH.EUM.AYS¸ 29/45, 31 December 1919; Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk-Söylev (Ankara: Türk
Tarih Kurumu Basımevi, 1989), 1649–653.
48. Bu söz konusu öfkenin Güney Marmara’da nasıl açığa çıktığını, Kuva-yı Milliye karşıtı bir kereste ve tarım tüccarı olan Mehmet Rüştü’nün deneyimlerinden hareketle anlayabiliriz. Biga’daki isyan hareketinin yürütülmesine yardımcı oldu fakat evi Biga’daki çatışma sonrasında Gavur İmam’ın akıncı Pomakların saldırısına uğradı. Mehmet Rüştü Dahiliye Nazırlığı’na yazdığı bir mektupta, Biga’nın işgalinde arabulucu bir rol oynadığını fakat 16 Mart 1920’de çatışma başlamadan önce İstanbul’a kaçmak için bölgeyi terkettiğini iddia ediyor. Ne gariptir ki, başkente gelişi üzerine evi, Kuva-yı Milliye tarafından bir kez daha yağmalanmıştı. BOA.DH.EUM.AYS¸ 40/18, 6 May 1920.
49. İğdemir, Biga Ayaklanması, 34. Köylülerden biri şöyle yakınıyor: “Hiçbir vergi sekiz ağaca bir ağaç ya da sekiz tavuğa bir tavuk olabilir mi? Fakat Hamdi Bey bunu yapacak. Yedi haneden bir öküz yeter ve her haneden bir koyun yeter de artar bile. Fakat o, sahip olduğunuz yüz koyunu Kuva-yı Milliye’ye vermemizi söyledi. Gerçekten böyle olmak zorunda mı?”
50. Ibid., 13.
51. Kuva-yı Milliye’nin politik tabiatının, (özellikle padişah yanlısı)İstanbul basınında bilfiil müzakere edildiği aklınızda bulunsun. Mustafa Kemal’in Anadolu’daki takipçilerine baktığımızda; birçoğu Kuva-yı Milliye’yi tamamen İTC’nin yeniden paketlenmiş bir versiyonu sanıyorlardı. “Harekat-ı Milliye – İttihat ve Terakki,” Alemdar, 6 October 1919.
52. Canip Bey, Bursada İşgal Günlüğü (Bursa Vilayetinde Yunan Fecayii) (İstanbul: Düşünce Kitabevi
Yayınları, 2004), 245.
53BOA.DH.EUM.AYS¸ 54/30, 19 June 1921; BOA.DH.EUM.AYS¸ 55/65, 21 August 1921; BOA.DH.
EUM.AYS¸ 57/10, 23 October 1921; BOA.DH.EUM.AYS¸ 62/11, 2 July 1922.
54.İbrahim Ethem Akıncı, Demirci Akıncıları (Ankara: Türk Tarih Kurumu, 1989), 216–17.
55. Ibid., 285.
56. Ibid., 32–33.
57. BOA.DH.˙IUM 20/28/14/77, 13 August 1921. Bu belge Yakın Doğu Çerkes Birliği’nin örgütlenmesinin ve amaçlarının, toplantının başlamasından üç hafta öncesinden bilindiğini iddia ediyor.
58. BOA.DH.KMS 60-3/26, 31 December 1921.
59.Tarık Zafer Tunaya, Türkiye’de Siyasal Partiler: Mütareke Dönemi, Cilt II (Istanbul: HÜrriyet Vakfı
Yayınları, 1989), 589–91.
60.PRO/FO 371/5171/13982, 16 October 1920.
61.David Edwards, “Mad Mullahs and Englishmen: Discourse in the Colonial Encounter,” Comparative
Studies in Society and History 31 (1989): 647–70.
62. Fahri Görgülü Yunan İşgalinde Kirmasti (Mustafakemalpas¸a) (Mustafakemalpaşa: Yeni Müteferrika Basımevi, 1960), 50. Emekli bir jandarmanın bryanına göre bildiri, İzmir kongresinden sonra Çerkes ileri gelenlerinin yaptığı küçük toplantılarda dağıtılmıştır.
63. PRO/FO 371/5171/13982, 16 October 1920.
64. Ibid.
65. PRO/FO 371/6580/13914, 13 December 1921.
66. Zülfikar Ali Aydın, İkinci Susurluk: Bir Kasaba Cinneti (İstanbul: Metis Yayınevi, 2002), 50.
67. Rıza Nur, Hayat ve Hatıratım, Cilt III (İstanbul: Atındağ Yayınevi, 1968), 952; PRO/FO 371/7919/14515,
12 December 1922.
68. BCA 30.10.105.688.9, 12 May 1923; Emrah Cilasun, Baki İlk Selam (İstanbul: Belge Yayınları, 2004),
212–13; PRO/FO 371/7919/14515, 12 December 1922; Mehmed Fetgerey Şoenu, Çerkes Meselesi (İstanbul:
Bedir Yayınevi 1993), 62–64.
69. Şoenu, Çerkes Meselesi, 71–77.
70. Kamil Erdeha, Yüzellilikler yahut Milli Mücadelenini Muhasebesi (İstanbul: Tekin Yayınları, 1998),
229–30.
71. Erik Jan Zürcher, “Young Turks, Ottoman Muslims and Turkish Nationalists: Identity Politics 1908–
1938,” Ottoman Past and Today’s Turkey, ed. Kemal Karpat (Leiden: E. J. Brill, 2000), 174.
72. Söner Çagaptay, “Crafting the Turkish Nation: Kemalism and Turkish Nationalism in the 1930s” (PhD
diss., Yale University, 2003), 218–21.
73. Alexandre Toumarkine, “Kafkas ve Balkan Göçmen Dernekleri: Sivil Toplum ve Milliyetçilik,”
Türkiyede Sivil Toplum ve Milliyetcilik, eds. Stefanos Yerasimos et al. (İstanbul: ˙Iletişim Yayınları, 2001),
425–50.
74. Ayhan Kaya, “Cultural Reification in Circassian Diaspora: Stereotypes, Prejudices and Ethnic
Relations,” Journal of Ethnic and Migration Studies 31 (2005): 129–49.
75. Ahmet Efe, Gizli Kalmış Bir İhanet: Çerkez Kongresi ve Çerkez Ethem (İstanbul: self-published, 2004).
76. Miroslav Hroch, Social Preconditions of National Revival in Europe: A Comparative Analysis of the
Composition of Patriotic Groups among the Smaller European Nations (New York: Columbia University
Press, 2000), 107–16.
77. Avagyan, Ç erkesler, 132–35.
78. Oldukça açık sözlü bir Kuva-yı Milliye taraftarı olan Kuzey Kafkasyalılar Hakkı Hami (Ulukan), Kurtuluş Savaşı sırasında Ankara’da mecliste Sinop temsilcisi oldu. 3 Kasım 1922’deki bir oturumda, “Çerkeslerle Türkler et tırnak olmuşlardır” sözü mecliste çok büyük alkışla karşılandı.  Aynı şekilde, Yunan ordusunun safında olan Kuzey Kafkasyalıların tanassur ettiğini söylemiştir. T.B.M.M. Zabıt Ceridesi, Cilt 24 (Ankara: TBMM Matbaası, 1960), 367;Muhittin Ünal, Kurtuluş Savaşı’nda Çerkeslerin Rolu
(Ankara: Tavak Matbaası, 2000), 140–41.
79. Bülent Özbelli, “Başbakan Erdoğan ve Kafkas-Abhazya Dayanışma Komitesi Görüşmesinden Notlar,”
Nartajans, www.nartajans.net/nuke/modules.php?name=News&file=article&sid=534 (accessed 10 December
2006).

Adı Çıkmış Bir Tebaa, Görünmez Vatandaşlar Kuzeybatı Anadolu’da Türk Milli Hareketine Karşı Kuzey Kafkasyalı Direnişi 1919-23 (Bölüm 6) (*)


Adı Çıkmış Bir Tebaa, Görünmez Vatandaşlar Kuzeybatı Anadolu’da Türk Milli Hareketine Karşı Kuzey Kafkasyalı Direnişi 1919-23 (Bölüm 6) (*)


Anzavur’un Hayaletini Öldürmek: Çerkez Direnişi ve Türkiye Cumhuriyeti’nin Doğuşu

1922’nin Ekim’inde gerçekleştirilen büyük çaplı bir Kuva-yi Milliye karşı atağı, kongrenin ayrılıkçı emellerine son noktayı koydu. Mustafa Kemal’in kuvvetleri Güney Marmara’ya son derece kanlı bir baskında bulundular, söylenenlere göre yalnızca Susurluk’ta otuz üç ileri geleni ihanet uçundan idam ettiler (66). Liderleri (Çule) İbrahim Hakkı’nın da aralarında bulunduğu birçok Şark-ı Karip Çerkesleri Temin-i Hukuk Cemiyeti üyesi ya Yunan adası Midilli’ye (Lesbos) sürgüne gönderildiler ya da sınırdan geçerek Batı Trakya’ya firar ettiler (67). 1923 baharı itibariyle, muhtemelen yirmi binin üzerinde Kuzey Kafkasyalı Yunan topraklarında derme çatma mülteci kamplarında yaşıyordu. (Anzavuroğlu) Kadir’in de bulunduğu bazı kişiler ise Anadolu topraklarına geri dönüş planlarına başlamıştı. Kadir ve birçok kişi, Yunan devleti tarafından eğitilip korundu ve 1923’te Ankara karşıtı yeni bir isyan başlatmak umuduyla, Güney Marmara’ya en az üç kez silahlı sefere yollandı (68). Bu muhalif Çerkesler’in tüm çabaları başarısızlıkla sonuçlandı.

1923’ün Haziran’ında, Ankara hükümeti süregelen bir direnişin köklerini kazımaya karar verdi. 1923’ün Mayıs ve Kasım ayları arasında, Gönen ve Manyas civarındaki toplam kırk üç köyde yaşayan yaklaşık 10,000 Kuzey Kafkasyalı, cebren Doğu Anadolu’ya sürüldü (69). Türkiye Büyük Millet Meclisi, tam bir yıl sonra 1924’ün Nisan’ında, Gönen ve Manyas’taki yirmi sekiz Çerkes ileri gelenlerinden oluşan bir liste hazırladılar – “vatan hainleri”- ve bu kişileri Türk vatandaşlığından çıkardılar. Haklarında belli başlı bir suçlama olmamasına rağmen, meclis tutanaklarına göre, İzmir’deki kongre katılımcılarıyla birlikte Kurtuluş Savaşı sırasındaki işbirlikçilik yaptıklarına ve direniş eylemlerinde yer aldıklarına kanaat getirilebilirdi (70).

Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk on yılında, Çerkesler de diğer Müslüman “azınlık” unsurları gibi önceden tasarlanmış bir baskı harekâtının odak noktasındaydılar. Kafkas dilleri ve hatta “Çerkes” lakabının bile kamuda kullanımı yasaklandı (71). Devletin içişleri görevlileri, 1930’lara kadar dolaşan bir Çerkes isyanı söylentisine karşı silahlı oldukları bilinen muhacir Çerkes işçilerin ve Kuzey Kafkasyalılar’ın Güney Marmara’da bulundukları yerleri ve hareketlerini titizlikle izliyorlardı (72).

Fakat Atatürk’ün ölümü sonrasında, Kuzey Kafkasyalılar resmi olarak haklarına kavuştular. 1950’den itibaren,  eğitim ve dış politika aktivizmine tahsis edilen çeşitli Kuzey Kafkasya diaspora örgütleri (dernekler) ortaya çıktı (73). Türkiye’de son zamanlarda, Çerkesler tarafından en yaygın olarak kullanılan dil olan Adige dilinde radyo ve televizyon yayınları başladı. Çerkeslerin “ihanet” tarihi açık toplantılarda çok istisnai olarak gündeme getirildi (75).

Miroslav Hroch, Doğu Avrupa’da milliyetçilerin toplumsal kökenlerine ilişkin çığır açıcı çalışmasında, “parçalanmış milliyetçilik” adını verdiği fenomeni tanımlıyor. Hronch’a göre, milli bilincin etkin bir düzenleyicisi olarak burjuvazinin (politik ya da ekonomik) geç gelişimiyle birlikte bir kitle hareketine doğru evrilmemiş olan bir milliyetçilik, başarısızlığa uğrar (76). Bu durum, Güney Marmara’daki Çerkesler’in durumuna, bir de bu açıdan bakmayı teşvik ediyor. Henüz kuruluş aşamasında olan İstanbul tabanlı bir hareket, Osmanlı İmparatorluğu diasporası arasında Kuzey Kafkasya milliyetçiliğini yükseltmeye teşebbüs etti. Şimali Kafkas Cemiyeti gibi birçok grup, genellikle Kuzey Kafkasya’daki çağdaş meselelerle ilgileniyordu. Bu sırada, 1. Dünya Savaşı’ndan önceki yıllar zarfında, İstanbul’daki seçkin çevreler de Adigece neşriyat ve okullar kurma konusunda başarı sağlıyorlardı (77).

Fakat bu çabaların Türk Kurtuluş Savaşı sırasında Güney Marmara’da olan bitenle çok az ilgisi vardı. Anzavur Çerkes milliyetçiliğiyle ilgili herhangi bir açıklamada bulunmamıştı. İngiliz ve Osmanlı beyanları da benzer şekilde; Şark-ı Karib Çerkesleri Temin-i Hukuk Cemiyeti’nin de temsil ettiğini iddia ettiği unsurlar üzerinde çok küçük bir etkiye sahip olduğunu belirtiyor. Güney Marmara’daki Kuzey Kafkasyalıları, Mustafa Kemal’in Kuva-yi Milliye Kuvvetleri’ni reddetmeye iten en can alıcı etmenler; seçkinler arasındaki politik güvensizlik ve yaygın sosyal ve ekonomik memnuniyetsizlikti.

(*) Devam edecek