22 Şubat 2018 Perşembe

GÖNEN (Abdullah Yılmaz, 22 Şubat 2018)


GÖNEN

Giriş;
Gönen, günümüzde Marmara Bölgesi’nin güney batısında Balıkesir’e bağlı bir ilçedir. Doğusunda Manyas ilçesi, kuzey-doğusunda Bandırma ilçesi, batısında Biga ve Yenice ilçeleri, kuzeyinde Erdek Körfezi ve Marmara Denizi, güneyinde de Yenice ilçesi bulunmaktadır. Deniz seviyesinden yüksekliği 33 metredir. 

Gönen Adının Kökeni;
Şemseddin Sami’nin Kamus-u Türkî’sinde Gönen; yazın suyu kuruyan gölcük, küçük göl, durgun su anlamlarına gelir.

 Dr. Ali Riza Reman’a göre; Hasluk, Gönen adının Germanum’dan geldiğini iddia etmektedir.

Gönen’in Roma devrinde adı Arthemis Thermia’dır. Arthemis Romalıların Diana dedikleri Tanrı karşılığı Yunanlıların kadın- tanrısıdır. Kelime Artemis kaplıcası demek oluyor. Bu da o zamandan beri kaplıcanın şehrin kuruluşunda esas amil olduğunu gösteriyor.

Artamea, lokalizasyonu W. Ramsay tarafından yapılan ve kaplıcalarından dolayı modern Gönen ile eşleştirdiği kenttir. (Hasluck 1910, Ramsay, 1960, Akşar,2008)

Yakın zamanda çay kenarında bulunan ve kaplıcayla ilgili bilgiler veren kitabede de Gönen’in ismi “Thermia” yani ılıca olarak geçmektedir.

Artemea kelimesi hakkında yapılan araştırmalar, bu kelimenin Luwi dilindeki Arta-(u)ma “Kaynak Halkı(nın köyü) anlamında “Artama” iken Hellenleşme döneminde Artemis ile bağlantılı imiş izlenimi verecek biçimde Artemea’ya dönüşmüş olması ihtimalini güçlendirmiştir.

Gönen kelimesinin kökeniyle ilgili değişik iddialarda diğeri Roma dilindeki Konana’nın zamanla değişerek Gönen şekline dönüşmüş olabileceğidir. (Akkuş2010)

Gönen’de Yerleşimin Tarihi;
Gönen’de yerleşmenin tarihi M. Ö. 5000 yılına dayanmaktadır. İlçenin yerleşme yeri olarak oluşumunun kesin tarihi bilinmemekle beraber,  içinden geçen çayın “Asepsus” ismi ile anılan daha sonra Yunan mitolojisinde orman tanrıçası olarak kabul edilen “Artemis” ten türetilen ARTEMEA ismini taşımakta iken 1881yılında Osmanlı Devleti döneminde ilçe yapılması ile feyiz ve rutubet anlamına gelen “Gönen” adını almıştır.

Gönen ve çevresinin Proto-Hititlerle aynı soydan kavimlerce M. Ö. 3 bin ortalarından beri iskan edildiği araştırmacılarca belirtilmektedir. Aynı bölgede M. Ö 2 binden itibaren Pelasglar, Kar’lar, Trovalılar, Lelegler ve Luvi’ler görünürler.  Hititlerin eski krallık zamanında (M.Ö. 1660-1490) ülkelerini bizim de içinde bulunduğumuz kıyılara kadar genişlettikleri anlaşılmaktadır. “Mysia” denilen Balıkesir ve Gönen’in içinde yer aldığı çevresi daha sonra Frigler, Lidyalılar, Persler, Büyük İskender, Bergama Krallığı ve Romalıların eline geçti.

M. Ö. 7. Yüzyılın başından itibaren Çanakkale Boğazı ve Marmara sahilleri, İyonyalılar tarafından kolonize edilmiştir. Başta Milet olmak üzere ana şehirden gelen kolonistler Abydos, Sestos, Lampsakos, Kyzikos ve Astakos şehirlerini; Megaralılar ise Kalkhedion ve Byzantion’u kurmuşlardı. (M.Ö. 661-660)

Rivayete göre M. Ö. 4. Yüzyılda Belkıs şehrini almak için yola koyulan İskender, Aisepos(Gönen çayı) nehrinin kenarında dinlenmek için mola verdiği sırada, nehir kenarında dolaşan askerler sazlıkların arasından buhar çıktığını fark etmişler, yıkanmak istemişler; fakat suyun sıcak olduğunu fark edince nehirden kanal açarak sıcak suya karıştırmışlardır. Askerler bu suda yıkandıklarında gençleştiklerini hissetmişler, hatta hastalarının da iyileştiğini fark ederek bu suyun tılsımlı olduğuna karar vermişlerdir.

W. M. Ramsay, (Ramsay,1960. Akkuş,2010)  Anadolu’nun Tarihi Coğrafyası isimli eserinde şöyle yazar; “Artemea Phrigya’nın Hellespontus vilayetinde yer almaktadır ve Artemis Mabedi’nin yanında bir köy olduğu aşikârdır. Şu halde aşağı Aisepos’un sıcak su kaynaklarından olduğuna hiç şüphe edilemez. Burada bir Artemis Thermia olduğunu ve Aristides’in buna ilahiler yazıp ithaf ettiğini biliyoruz.”

Bölgeye daha sonra Lidyalılar egemen olmuş ve Lidya kralı Krezus zamanında Hellenpontus’taki Hellen kolonileri vergiye tabi tutulmuştur.

Pers savaşlarından sonra 478’de Sparta kralı Pausanias Byzantion’a geldi. Ve Attik-Dellos Deniz Birliği’ni kurdu. M.Ö. 448’de yapılan barışta Boğazlar ve Marmara’nın kontrolü Atinalılar’a geçti.

Makedonya Kralı 2. Filib Trakya’da ilerleyerek Gelibolu’yu aldı ve Persler’e karşı savaş yolu hazırlandı. Oğlu İskender babasının siyasetini takip ederek Persler’in üzerine yürüdü ve Granikos Savaşı’nda Persler’i bozguna uğrattı. (M.Ö.334)İskender Persler’i yendiği halde Satraplık sistemine dokunmamış, bu sistemi aynen devam ettirmiştir.

Artemea Köyü’nün Büyük İskender zamanında kurulduğu ve burada Yunan tanrıçası Artemis adına bir tapınak inşa edildiği anlaşılmaktadır. Zamanla burada bir köy ve kaplıca sebebiyle küçük bir kasaba meydana gelmiştir. İskender’den sonra Roma İmparatorluğunun kurulması ve Hıristiyanlığın M. S.381’de resmen kabul etmesinin ardından bu tapınağın kiliseye çevrilmiş olması muhtemeldir.

M.S. 375’te Kavimler Göçü’nün etkisiyle zayıflayan Roma İmparatorluğu 395 yılında ikiye bölünmüş ve Anadolu’da Doğu Roma (Bizans) egemenliği başlamıştır.  Dolayısıyla Gönen, bu dönemde Artemea adıyla bir Bizans kasabası olarak varlığını devam ettirmiştir.

Bizans İmparatorluğu zamanında, krallar ve saray erkanı ile ordu komutanlarının aileleriyle birlikte Gönen’e geldikleri ve haftalarca gençleşme umuduyla suda kaldıkları Bizans döneminden kalma taş yazmalardan öğrenilmiştir.

Gönen’in Antikçağ ve Bizans dönemlerindeki gelişiminin sıcak su kaynakları sayesinde olduğunu söylemek yerinde olacaktır.

Gönen’in Türkleşmesi;
Gönen 7. Yüzyıldan itibaren İstanbul’u kuşatan Araplarca ve 1071’de Malazgirt Savaşı’ndan sonra Türklerce tanınmaya başladı.

13. yüzyılda Moğol baskısıyla doğudan gelen Türk aşiretlerinin uç bölgelere yerleştirilmesiyle Bizans’ın elindeki topraklar yine Türklerin eline geçmiştir.

Gönen’in Türkleşmesinin bu tarihlerde olup olmadığı hakkında incelediğimiz kaynaklarda herhangi bir bilgi verilmemektedir.

Gönen’in fethi kaynaklarda pek geçmemekle beraber Evliya Çelebi burası için 1335 tarihini vermektedir. Gönen Karesi’ye dahil olmadığına göre Bizans’tan alınmış olma ihtimali kuvvetlidir.

Gönen’in fethiyle ilgili ikinci bir ihtimali de göz önünde bulundurmakta yarar olacaktır. O da Gönen’in 1. Murad zamanında fethedilmiş olabileceği ihtimalidir. Gönen’de ismi zikredilen en eski caminin Gazi Hüdavendigar Camii olması; bu konu üzerinde hassasiyetle durulması zorunluluğunu ortaya çıkarmaktadır.

Fetihten sonra Hüdanendigar Sancağı’na bağlanan Gönen yeni aşiretlerin bu bölgeye yerleştirilmesiyle gelişmesini sürdürmüştür. Gönen merkez Bursa’yla birlikte Hüdanendigar(Bey) Sancağı’na bağlı 33 nahiye arasında yer almaktadır.

Tapu Tahrir defterlerinde tımar sistemiyle ilgili bilgiler bulunduğu için Gönen burada “nahiye” olarak belirtilmiştir. Ayrıca kadı bulunması dolayısıyla da bir kaza olduğu aşikardır. Bu durum on dokuzuncu yüzyıl ortalarına kadar bu şekilde devam etmiştir.

19. yüzyıla kadar Bursa merkezli Hüdavendigar Sancağı’na bağlı olan Gönen, bu dönemde Karesi Sancağı’na bağlanmış, Karesi Sancağı ise bir üst birim olan Hüdavendigar vilayetine bağlanmıştır.

Tanzimat’tan sonra taşra teşkilatında yapılan değişiklikler sonucu “Kaza Müdürlüğü” oluşturulmuş ve Gönen kazası 1842 yılından itibaren müdür tarafından idare edilmiştir.

Müdür kazanın ileri gelenleri tarafından ve genelde halk arasından seçilmiştir.

Muhtemelen 1864 tarihine nahiye statüsüyle Erdek kazasına bağlanmıştır. Nahiye olduğu dönemde kasabada müdür, naib, katib ve vukuat katibinden oluşan dört resmi görevli bulunmaktaydı. Daha eski dönemlerde Karantina Katibinin de bulunduğu tesbit edilmiştir.

Hüdavendigar Eyaleti, muhacir iskanlarının en yoğun olduğu bölgelerden olup bilhassa Karesi vilayeti ve dahilindeki kazalar bu durumdan çok etkilenmiştir.

Gönen’e bu tarihlerden sonra da göçler devam etmekle beraber gelenlerin sayısı hakkında ayrıntılı bir rakam elde edilememiştir.

1910’lu senelere geldiğimizde asayişin devletin her yanında olduğu gibi Gönen’de de bozulduğu görülmektedir. Özellikle mahalli idarecilerin keyfi hareketleri ile bundan cesaret alan çetelerin faaliyetleri halkı canından bezdirmiş ve bu yüzden mahalli idareciler sık sık hükümete şikayet edilmiştir.

19. yüzyıl ortalarında altı-yedi mahalleden müteşekkil küçük bir kasaba olan Gönen, önce Kafkasya sonra Rumeli’den göçlere maruz kalmış ve bunun sonucunda nüfusu önemli ölçüde artmıştır.

20. yüzyıl başlarında özellikle mahalli idarecilerin tutumundan dolayı asayişsizliğin hakim olduğu Gönen’de bir takım çetelerin faaliyette bulunduğu görülmektedir. Mondros Ateşkes Antlaşmasının ardından ise Gönen önce Anzavur isyanları, ardından Yunan işgaliyle sarsılmış ve Eylül 1922’de Yunan işgali sona ermiştir.

1938 yılında Kaplıcalar Yeşil Otelin inşaatı ile termal turizm için de ilk adım atılmıştır.

18 Mart 1953’te Richter ölçeğine göre 7,5 şiddetinde bir deprem meydana gelmiştir.

Abdullah Yılmaz (22 Şubat 2018)

KAYNAKÇA;
Akkuş, Tacettin. 2010 . Gönen ve Köyleri Tarihçesi
Ülken, Hilmi Ziya. 1956.İstanbul Gönen Bölge Monografisi. Sosyoloji Dergisi
Akşar,Ahmet..2008. Balıkesir. Eskiçağ Literatüründe Mysia; Coğrafya, Kentler ve Kültler(Yüksek Lisans Tezi)
Demirbağ, Esra. 2007. Elazığ. Balıkesir Gönen İlçesinin Sosyokültürel, Ekonomik ve Turistik Yapısı (Bitirme Ödevi)
Sami, Şemseddin. Kamus-u Türkî İstanbul, 1317
Özer, Kemal,1964, Balıkesir, Kurtuluş Savaşında Gönen

12 Şubat 2018 Pazartesi

Karesi Vilayeti Tarihçesi - Bölüm 2 (*)


Günümüz diline kazandıran;
ABDULLAH YILMAZ/Mayıs 2017-Gönen

MYSİALILAR
Mysialılar beyaz ırkın Aryan kısmına ait olan (Plasec) kısmındandır. Plajlar asıl vatanları olan (Belh) ve (Herat) taraflarında bulunurken Arilerden ayrılarak ilk göçmenler kafilesini meydana getirme ile Kafkas yoluyla Avrupa kıtasına geçmişler ve oradan kabile kabile Trakya, Makedonya, İllirya ve Teselya kıtalarına doğru yayılmaya başlamışlardı. 10
Plajların ziraat, madencilik ve mimarlık sanatına oldukça ilerlemişlikleri vardı. Bunlar şehirlerine (Larisa) ismini verirlerdi; kasabalarının etrafına büyük taşlarla surlar yaparlar ve bataklıkları kurutarak araziyi ekime uygun bir hale getirmesini bilirlerdi.
Plaj kısmından olan ve şimdiki Bulgaristan’ın batısına ve Kosova civarına doğru yerleşen Mysialıların bir kısmı Hicretten yaklaşık  (2600) sene evvel11(Bitini, Yerik, Dardani, Meon) milletleri ile Trakyadan Küçük Asya’ya geçerek (Propontid) ve  (Ege) denizlerini yani Marmara ve Adalar denizi kıyılarına yerleştiler
Mysileri Küçük Asya’ya geçtikten sonra sınırlarını genişleterek (Setrimon) denilen Bitinyalıları yenerek bu kıtaya hakim oldular.Sonra Bitinyalılar ile Frijyalılar saldırgan bir millet olan Mysialıları yenerek onların saldırılarına son verdiler ve Mysia kıtasını küçülttüler.
Mysialılar Trakyalılar ile de aynı ırktandılar. Strabon 12bunu kanıtlamak için Karadeniz Boğazına ince (Mysien Bosforu)denildiğini kaydediyor.
Mysianın asıl yerli halkı hakkında bilgimiz yoktur.13 Mysialılarkendilerini yerli halktan sayıyordu.14Fakat bunların dil, görenek yönüyle Trakya ve Makedonyadaki Plajlara benzerlikleri vardır.Mysialıların Küçük Asyaya geçtikten sonra burada yaşayan kavimler ile karıştıklarına şüphe yoktur.
Mysialılar civarlarındaki kavimler ile güzel ilişkilerde bulundular. Bunlar Lidya ve Karyalılar ile15 sözleşme yapmışlardı.Aynı soydan olan bu kavimler bir dil ile konuşuyorlardı. Mysia, Lidya ve Karyalılar sözleşme nişanesi olmak üzere (Milet) yakınlarında (Jüpiter Karyen) tapınağını ortaklaşa ziyaret ederlerdi.16
Mysialılar serbest yaşamayı sevdiklerinden dört duvar arasında bulunmaktan sıkılırlardı. Buna göre şehirlerde tesis etmişlerdi.
Mysialıların elbiseleri tilki derisinden bir külah ile (Zeira) denilen bir çeşitüstlükle örtülmüş yelek veayaklarında geyik derisinden çizme, ellerinde kısa bir süngü ile bir de mızrak ve savunma aleti olarak ufak bir kalkan olduğunu tarihçilerin babası Heredot yazıyor.
Plasciler, doğal güçleri cisimlendirerek onlara taptıklarından aynı kısımdan olan Mysialılar gibi cin peri ve doğal güçlerin resmedilmiş şekillerine ibadet ederlerdi. En büyük tanrıları (Jüpiter=Zeus)idi. Bu esastan başka, ikinci, üçüncü derecede tanrıları vardır.
Eski zamanlarda Mysia kıtası haralarla meşhurdu. Meralarında pek çok (Deyomed) kısrakları beslenirdi. Meşhur Homer İlyadasında Mysianın meralarını çok över. Eski (Ekiraos) yani Balıkesirde Roma İmparatoru meşhur (Adriyan)ın çiftliği vardı. Sonraları buraya (Adriyanotara) denilmişti. Bir zaman Mysia kıtasına dâhil olan ve sonra Lidya şehirlerinden sayılan (Tiratira=Akhisar) beldesinin eski ismi (Öhappa) olup manası iyi at yetiştiren demekti. Meşhur (Zelea=Sarıköy) ovasının hayvanları meşhurdu.

10-(Pilaj) yahut (Plasec)in eski ihtiyar demek olduğunu ve bundan amacında Yunanlılardan önce Yunanistanda oturan kavimlerin anlatılmak istendiğini Kamus-u Alam da yazıyor.
11- Mysienlerin çoğunluğu Trakyada kalarak Roma İmparatorluğu zamanında ehemmiyetli bir kavim olarak tanındı.
12-Amasyalı olup Coğrafya ve seyehaynamesiyle tanınır.
13-Küçük Asyanın en eski sakinlerinin (Semitik) cinsinden olduğu zan ediliyor. Bu ilk kavme az zaman sonra  kuzey tarafından (Seytik) halkı karıştı ki bunların arasına (Makaron) (Şalib) (Deri) Tibaretler, Maryandallar ve diğerleri ile  Finikeliler, Bizidyalılar, Suriyeliler karıştılar. (Küçük Saya Tarihi Lobas215)
14-Homer, Küçük Asyanın en eski kavimleri olarak Plasecler, Paflagonyalılar, Halizonlar, Mysialılar, Meonlar yani Lidyalılar, Karyalılar ve Lisyalıları sayıyor.
15-Heredot Mysia, Lidya, Karyalıların (Mizos) (Lidos) (Kares) isimlerinde üç kardeşten ayrıldığını yazmak suretiyle bir nesle dödürüyor.
16-Milet; Büyük Meander yani Menderes nehrinin yakınında kurulmuş bilinen beldelerdendi.

MYSİA KITASINDA SİYASİ DÖNÜŞÜM.
Bağımsız bir devlet kurmayı başaramayarak çok sayıda devletin yönetim ve siyasi etkisi altında kalırken Mysialılar birçok siyasi dönüşüm geçirmişlerdir. Mısır, Asur, Lidya, İran, İskender,  Bergama, Romalılar ve Türkler bu bölgeyi işgal ve idare ettiler.
Milattan önce (1000-1124) tarihine kadar Teselya bölgesinde bulunan bir kısım Eolyanlar Küçük Asya sahillerinde Mysia ve Karya sahillerinin bir kısmıyla Limni, Tenedos adalarının bir kısmında sömürgeler kurmuşlardır. Daha sonraları Eolyanlar arazilerini Eda dağları eteklerine kadar içeriden de geliştirdilerse de İyonyanlarla  Doryanların gelişmesini devam ederek arazilerini  (Szik) ile (Hermos=Gedus) nehri arasında sınırlandırmak zorunda kalmışlardı.
Milelilerin Küçük Asya sahillerinde ve Eda dağı eteğinde kurmuş oldukları ticaret şehirleri şunlardır;
Eda dağı eteğinde (Zelea=Sarıköy)(Sepsis=Bayramiç civarı) (Hellespon)ile civarında (Gargara) (Perkut)(Arizbe17) (Abidos)(Lampsak)(Pesos)18Paryon19(Artase=Erdek)(Sizik)(Miletopolis)Propontid civarında (Priyapos)20 şehirleridir.
17-Çanakkale ile Lâpseki arasında
18-Lapsekiden doğuya doğru Marmara Denizi kenarında
19-Karabiga ,ile Lapseki arasında deniz kenarında (Şahmelk) mevkinde idi.
20-Priyapos=Karabiganın kuzeyindeydi.


(*)Karesi fahri hemşerisi ve Maarif Müdürü İsmail Hakkı’nın (Uzunçarşılı) yazıp ilk baskısı İstanbul’daki Hüsnü Tabiat Matbaası tarafından 1925’te yapılan 143 sayfalık kitabın Abdullah Yılmaz’ca Mayıs 2017’de orijinalinden günümüz diline aktarılan ikinci bölümüdür. Devam edecektir.