30 Nisan 2016 Cumartesi

Dort Rapor (Derleyen Necip Azakoğlu, Tarihçi Kitabevi Yayınları)


Dört Rapor

Müttefik Kuvvetler Komisyonu'nun (ABD, Büyük Britanya, Fransa, İtalya) "Yunan Mezalimi"ni Araştırma Raporları 1919-1921
***
General Harbord'un Ermenistan'da Amerikan Mandası Raporu 1919


Derleyen Necip Azakoğlu
Tarihçi Kitabevi Yayınları



Güney Marmara'daki Yunan Mezalimini konu alan olayları Batılılarca hazırlanmış belgeler üzerinden ele alması bakımında son derece önemli olan bu kitap, Cahit Kayra’nın önsözü ile Tarihçi Kitabevi Yayınları tarafından Nisan 2016’da yayınlanmıştır.

Belediye Başkanına Açık Mektup (Sedat Günay)


Sayın Sedat Günay'ın Gönen Postası'nda haftalık olarak yayımlanan makalelerinden birisi aşağıda sunulmaktadır.

* * *

Belediye Başkanına Açık Mektup
          
Sayın Başkanım ;
          
Hatırlamaya çalışıyorum da ….: sizinle son iki-üç yıl içinde Gönen caddelerinde veya sokaklarında yürürken hiç karşılaşıp selamlaşmadık.  
          
Bu benden kaynaklanan bir durum değil, çünkü ben Gönen‘de 50 metre yürüdüğümde en az 10 kişi ile selamlaşırım. Sizi Gönen caddelerinde görmüyoruz . Mutlaka işiniz çoktur, mutlaka Gönen’e hizmet ve temsil etmenin yükünü karşılamaya  çalışıyorsunuz da…Şu Gönen’in sokaklarında bir yürüyüp, gezip, başkan gözü ile bakarsanız, öyle çok noksanlıklar, ihtiyaçlar göreceksiniz ki...

                                 ***
           
“Eşraf, kentinden kendini sorumlu hissedendir “ diye bir deyiş vardır. 
     
Ben de Gönen dışındaki öğrenimlerimi de katarsam bürüt  65-66 yıldır Gönen topraklarında yaşarım, bundan keyif alırım , dostlarımla arkadaşlarımla yaşarken mutlu olan bir Gönen’liyim.  
            
İlçemin güzellikler içinde olmasını, fark yaratmasını isterim.
   
Bütün Gönen’lilerin gördüğü,birebir yaşadığı ana ihtiyaçları,durumları bir de ben anlatayım size.. Biliyorum ki siz de bu sorunlar üzerinde ilgileniyorsunuz…. da… 

Bizim haberimiz mi olmuyor acaba…                                                                                       
İş yapmanın, hareketlenmenin tam zamanı şimdi.- Geçen haftalarda yazdığım gibi - bakın bahar geldi .. hadi silkinelim artık… Hadi hadi… :

                                       ***

Başkan toplantıları : Eskiden Başkanlar halk günleri yapardı belirli aralıklarla… 
O toplantılarda Başkan faaliyetlerden haber verirdi halka….                                                  

Halk da kendi çevresinin mahallesinin sorunlarını aktarır başkan da bu önerileri süzgecinden geçirirdi. Şimdi o yok . Üstelik o zamandan bu güne Gönen’imiz çok büyüdü . Bu toplantıları istismar mı etti halk acaba…. 

                                        ***
Otopark sorunu : Bu konuya , önce de iki kez değinmiştim ..(Nisan 2010’da ) 

Tam altı sene önce. Ama bugün yine aynı sorun birinci sırada devam ediyor .                                                 

Biliyorum  eski Belediye yerine yapılan inşaatın bodrumunda 50 araçlık yer var.              

Ama, sadece otomobil sınıfında 11.000 aracın olduğu Gönen’de (kamyonlar, otobüsler, minibüsler hariç) 50 araç ne kadar açık kapatır.                                      

Gönen’e eklenti olarak değil, müstakil olarak bir otopark gerekli olduğu gerçek.             

Şehir garajı şehrin içinde kaldı. Hala dışarı almayı düşünmüyor musunuz ?                 

Üstelik arsası da hazır. Çevre ilçelere bakın hepsi şehrin dışında .                                  

O arsa tam da açık otopark yapılacak yerde.

                                       ***                                             

Sosyal hayat: Gönen’in sosyal hayatında bir durağanlık var. Gönen’li sadece akşamları şehir parkına gidiyor, ailesi ile birlikte orada zaman geçiriyor.                             

Başka yer pek yok. Oysa yönetenler şehrin sosyal hayatını geliştirmek için varlar. Sosyal hayatın gelişmesinde ilklerden biri Sinema’dır. 45.000 lik merkezi nüfusu, köyleri ile birlikte 80.000 nüfusu olan ilçemizde sinemanın bulunmaması, kültürel noksanlığı bir yana en büyük sosyal hayat noksanlığıdır. ”Daha önce denedik, halk gelmiyor” demeyin.. Sinema bir alışkanlıktır. Alışkanlığın oluşması zamana bağlıdır.

Bir süre ısrar etmek gerekir.   

                                       ***

Yemişken ağaçları: Çocukluğumuzda ; çekirdeklerini, tüftürük dediğimiz kamışlara koyup,  çocuk aklımızla savaş yaptığımız Çitlenbik ( biz yemişken deriz ) ağaçları  kuruyor sayın başkan..Zemine plansız döşenen parkeler, taşlar, ağaçların nefes almasını engelliyor ve ağaçlar boğuluyor, ölüyor... Parkımızın hem Gönen’li için,hem Gönen’e gelen yabancılar için önemini en iyi siz biliyorsunuz. Bu ağaçlar o kadar önemli ki:  TEMA vakfı onursal başkanı Hayrettin Karaca; ”Bu parktaki ağaçlar, dünyada ender bulunan koruluktur, korunması gerekir” demişti.                                       

Çok azaldı bu nesil ağaçlar , antika oldular…yazık etmeyelim...

 Tabakhaneler   : 

Tabakhaneler kalkacaktı ve Gönen çayı temizlenecekti. Gelişecek şehrimizin  ortasından tertemiz Gönen çayı akacaktı mağrur mağrur…Ne oldu ? Üstelik bu işyerlerinin alternatifi olarak arsalar, Çalıoba Deri Sanayinde hazır bekliyor başkan...

Sedat Günay, Gönen Postası.


28 Nisan 2016 Perşembe

Duyuru: Yazar Sezen Özol'un imza günü


Duyuru:
Gönenli değerli yazar Sezen Özol için tanıtımını bu ortamda yaptığımız "Eski Hayaller Alırım" adlı kitabı için Gönen'de 1 Mayıs 2016'da Atatürkçü Düşünce Derneği tarafından organize edilen kermes kapsamında imza günü tertiplenmiştir. 

Gönen Parkı içindeki Kordon Park Cafe'de saat 11:00'de başlayacak olan etkinlikte yazar saat 13:00'dan itibaren okuyucuları ile buluşacaktır. 

Tüm Gönenliler davetlidir.

16 Nisan 2016 Cumartesi

“Uygarlıkların Kökeni Anadolu” (Mehmet Tanberk /Turkishny.com)


“Uygarlıkların Kökeni Anadolu” (Mehmet Tanberk)


Mehmet Tanberk, İstanbul’daki Büyük Kulüp’de “Uygarlıkların Kökeni Anadolu” başlıklı dikkat çeken bir konuşma yaptı.
Tanzimat yazarı ve gazetecisi Ahmet Mithat efendinin torununun torunu olan Mehmet Tanberk’in kendisi de kitaplar yazmakta ve üç adet basılmış kitabı bulunmaktadır. Meslek hayatı boyunca Singer, Philips ve Roche gibi çokuluslu şirketlerin finans müdürlüğünü yapmış, TABA ve YASED gibi meslek kuruluşlarının Yönetim kurulu üyeliklerinde bulunmuştur.

Turkishny.com'daki ilgili haberin linkini aşağıda bulabilirsiniz.


Eski Hayaller Alırım (Sezen Özol) (Mustafa Özcan, 16 Nisan 2016)


Eski Hayaller Alırım(*)

Başlık biraz roman janrından fantastik edebi bir yapıtınmış gibi gelse de Sezen Özol’un (**) daha çiçeği burnunda otobiyografi kitabının adıdır. 2016 Martı’nda basımı yapılmış kitabı okuyup tanıtımını yapmanın benim için çok keyifli bir meşgale olduğunu baştan söylesem herhalde doğru bir iş yapmış olurum. Yazarın üççeyrek yüzyıllık yaşamının ilk çeyreğini anlattığı yapıt o denli sürükleyici ki, yaşamımda ilk kez olarak 328 sayfalık bir kitabı iki günde bitirdim. Medrese eğitimi için söylenen “benim oğlum bina okur döner, döner yine okur’ deyişine sadece mecazen uysa da, bazı bilimsel kitaplarımı aralıklı olarak yıllardan beri okuyup durduğum düşünülürse ne denli önemli bir rekor kırmış olduğum kolayca anlaşılır! 
Sezen Özol yurt çapında tanınmışlık ölçütüne göre önlerde göze çarpan bir yazar olmamakla birlikte işlediği konular ve anlatımdaki gücü, etkililiği, derinliği ile aktarımdaki diyalektiği ve çeşitliliği yönü bakımından olağan dışı nitelikleri olan kıdemli bir yazarımızdır. Yaşama bakışı ve yaşanmışlıklardaki derinlikleri görüş ve aktarışındaki bu özgünlüğü, O’nun ömrü ile kıyaslandığında oldukça kısa olan yaklaşık çeyrek yüzyıllık belgesel roman yazma deneyiminde çok verimli altı yapıt ortaya koymasına bu diyalektik ve holistik yaklaşımı neden olmuş olmalıdır diye düşünüyorum. Kısaca özetlediğim bu edebi tarz ve geçmişinin ötesinde yaşanmışlıktaki çeşitliliğine örnek olması kabilinden geride bıraktığı başarılı avukatlık yaşamını da bu noktada yeri gelmişken vurgulamadan geçmemek gerekir.
Yazarı çok daha yakından tanıyan biri olarak oğlu Özgür Özol’un Yazar ve kitabı tanıtım amacı ile yazdığı Önsöz’den bir paragrafı alıntılayarak konuya bir de içeriden olan bir bakışa da yer vererek dıştanlığa denge oluşturmak istiyorum: 
“Yaşamın değişmez kuralıymış derler; her kuşak, kendisinden öncesinin artık dünyada olanları anlamadığını düşünür, bunda haklı olduğuna kendini inandırırmış. Ancak herhalde tüm kuşaklar arasında, bu haklılık yanılgısına kolay düşebilmemiz için en çok malzeme bizlerin, yirminci yüzyılın bu son şehirli kuşağının eline verildi. Elektrik bile bulunmayan bir kasabada doğmuş olan babamın bugünlerde dizüstü bilgisayarında tıkırdarken gördüğüm ellerinin, bir zamanlar gerçekten karasaban sürmüş olduğunu, hem de bunu "otantik bir deneyim yaşayayım" kaygısıyla yapmadığını, yaşamı boyunca süreceğine inanarak başladığını kavradığım ana kadar, ben de bizlerdeki bu büyük yanılgının ayırtına tam anlamıyla varamamıştım”.
Bu değerli otobiyografik yapıtı, her kuşağa ve her yaşamsal algı tarzına hitap etmesi nedeni ile okuma alışkanlığı olan herkese önererek okunmasından kendince elden geldiğince dersler çıkarılmasını arzulamakta olduğumu ifade etmek isterim… 
Mustafa Özcan (16 Nisan 2016) 
_________________



17 Mart 2016 Perşembe

Gönen Kültür Platformu Facebook Sayfası’na Merhaba (Mustafa Özcan, 17 Mart 2016)


Gönen Kültür Platformu Facebook Sayfası’na Merhaba

Değerli Dostlar,

Batı Anadolu coğrafyasının bir parçası olarak Güney Marmara bölgesinin tam da ortasında bulunup doğal verimliliği ile nam salmış bir yer olduğundan adında  “Yeşil” nitelemesi eksik olmayan yeşim taşı Gönen’i ele alan bu Kültür Platformu’nun iki yıl önce açılan Bloğu’ndan sonra şimdi de Facebook Sayfası (*)’nın açılışına merhaba demek istiyorum.

Bu bağlamda girişimin hakkında birkaç söz etmek yerinde olacağını sanıyorum.

Doğup büyüdüğüm ve 1962’de tahsil için ayrıldığım kente yarım yüzyılı aşkın bir zaman sonrasında kalmak üzere yeniden geldiğimde yaşadıklarım ve gördüklerim beni kültürel bir etkinlikte bulunmak üzere harekete geçirdi. Bu kapsamda, 2014 Yazı’nda düzenlediğim Gönen Kültür Platformu, GKP’nin haftalık toplantılarına paralel olarak İnternette de makale tipi yazılara yönelik bir Blog’un açılışına moderatör olarak ön ayak oldum.

Bu girişimimin nedeni Gönen’in demografik ve kültürel değişimini farklı ve evrensel bir gözle görüp yaşanmışlıktan kaynaklanan kent hakkındaki insan, toplum, arkeoloji, tarih, ekoloji, demografi, iklim, antropoloji ve entelektüel kültür bağlamında oluşan izlenimlerimi aktarmaktı.

Bunları GKP Blog’taki (**) pek çok yazı ile paylaşmak ilk hedefim oldu.  Ama gördüm ki, “Türk’ün aklı gözündedir” deyişine uygun olarak yazılı ortam Blog’a olan rağbet hiç de öyle beklenilen gibi yüksek değil. Bu bağlamda konu ile ilgilenen tüm kültür sever dostlara erişim ile Gönen hakkındaki çeşitli kültürel konuların daha geniş bir çerçevede paylaşılabilmesi için görsel tarzda bir ortamın var olması gerektiği fikrine ulaştım. Gene bu durumda, Gönen hakkında “yazılı ve görsel” bir kültür derlemesi” oluşturulması şeklindeki orta dönemli projemizin hedefi için gereken görsel envanterin oluşturulması konusunda yol da alınacaktı.

Bunun üzerine, konuları İnternetin görsel ağırlıklı sosyal medya ortamı Facebook’ta kültürel olarak ele alıp irdeleyebileceğimiz paralel bir sayfaya sahip olunması fikrinin gerçekleştirilmesi için birkaç girişimde bulundum.

İşte bu girişimlerin sonucunda değerli bir dostumun değerli çabaları ile açılan Gönen Kültür Platformu Facebook sayfası tüm sanal dünyaya Gönen’den merhaba diyor.

Gönen’e gönül vermiş kültür sever tüm dostların vakit kaybetmeden ortama katılmaları dileğim ile herkese sevgi ve selamlarımı iletirim.

Mustafa Özcan (17 Mart 2016)
_________________






28 Şubat 2016 Pazar

Adı Çıkmış Bir Tebaa, Görünmez Vatandaşlar Kuzeybatı Anadolu’da Türk Milli Hareketine Karşı Kuzey Kafkasyalı Direnişi 1919-23 (Bölüm 3) (*)


Adı Çıkmış Bir Tebaa, Görünmez Vatandaşlar Kuzeybatı Anadolu’da Türk Milli Hareketine Karşı Kuzey Kafkasyalı Direnişi 1919-23 (Bölüm 3)



Hayal Kırıklığının Nedenleri: Çerkezler ve Türk Kurtuluş Savaşının Başlangıcı

İTC uzun zamandır imparatorluğun mağlubiyet ve işgal ihtimali için hazırlanıyordu (20).  1918 Kasım’ında Mondros Ateşkesi’nden hemen sonra, Avrupa işgaline karşı savaş sonrası bir direniş oluştu. İTC ve onların şehirlerdeki takipçileri tarafından yönetilen bu mücadele önce Güney Marmara’da İzmit ve Adapazarı çevresinde ortaya çıktı (21). Esas olarak İngiliz işgaline yönelik olsa da, İTC’nin ilk saldırılarının ana hedefleri sürgünden dönen Ermeni ve Yunanlardı (22). Yunanistan’ın İzmir’i işgali direnişin rotasını ve örgütlenmesini değiştirdi. 1919 Kasım’ında, Yunan askeri birliklerinin Ege kıyılarına ilk kez ayak basmalarından altı ay sonra, Mustafa Kemal direniş üzerindeki hâkimiyetini sağlamlaştırdı ve direnişe Kuva-yi Milliye adını verdi.

Güney Marmara’da birkaç Çerkes, Kuva-yi Milliyeciler’in Yunanlara karşı silahlanma çağrısına yanıt verdi. İzmir’in işgalinden haftalar sonra, o zamanlar düşük rütbeli ve pek tanınmayan bir Teşkilat-ı Mahsusa görevlisi ve çete lideri olan Çerkes Ethem, kardeşi Reşit, Rauf Orbay ve Bekir Sami’nin (Günsev) çabalarıyla Kuva-yi Milliye Hareketi’ne katıldı. Kuvayi Milliyeciler, Rauf Orbay’ın kayın biraderi Aziz Bey’in ricası üzerine Manyaslı bir başka Çerkes çeteci olan Takığ Şevket’i de aralarına kattılar (24).

Her iki örnekte de Kuva-yi Milliye ve bu bölgesel nüfuzu olan Çerkesler arasındaki aracılar hem Çerkes’diler hem de İTC ile sağlam bağları vardı. Başka bir deyişle, bu insanların Kuva-yi Milliye’de görev almaları Teşkilat-ı Mahsusa’nın savaş zamanındaki görevlendirme politikalarının bir uzantısıydı.

1919’un Mayıs ve Kasım ayları arasında, Kuva-yi Milliye’nin gelişen yönetimi, Karacabey, Kirmasti, Bilecik, İzmit ve Biga gibi bölgelerde Ethem ve Takığ’a benzer özellikteki çete liderlerini silah altına almak için geniş çaplı bir girişim başlattılar. Ulaşabildiğimiz bilgilere göre, Kuva-yi Milliye’ye az miktarda katılım oldu (bu sırada Padişah ve Şeyh-ül İslam tarafından bir ayaklanma ilanı yapılmıştı). Teşkilat-ı Mahsusa’daki görevlerinden Biga’ya dönen Çerkesler arasında Kuva-yi Milliyeci harekete katılma karşıtı bir görüş birliği olduğu söyleniyordu (25). Osmanlı ordusu ve Kuva-yi Milliyeci birlikler tarafından besin maddesi ve muhtelif maddelere zorla el koyulması bu antipatiye katkıda bulunuyordu. Genel olarak halkın büyük çoğunluğu “savaştan bıkmaya” başlamıştı (26).

Güney Marmara’da isyana neden olan bütün faktörler arasında en ciddisi olan Kuva-yi Milliyeciler’in Kuzey Kafkasyalılar’ın da içinde bulunduğu bölgesel uyuşmazlıklara müdahalesi; birçoğunun Kuva-yi Milliye hareketine yüz çevirmesine neden oldu. 1919 kışında, Kara Hasan isimli bir Pomak çete lideri Biga’da yönetimi ele geçirerek kendini bilfiil bölge lideri ilan etti (27). Hasan’ın bölgesel otorite olarak hareket etmesi, bir Kuzey Kafkasyalı olan Çerkes Neş’et komutasındaki rakip bir milis kuvvetin planlarıyla doğrudan çakışıyordu.  Geçici bir çıkar ittifakında, hem bölgenin ileri gelenlerini hem de Kuva-yi Milliye destekçilerini arkasına alan Hasan, Neş’et’i ülkeden sürerek çetesinin büyük kısmını yok etti (28). Kuva-yi Milliyeciler de daha önce Talat Paşa’nın kayın biraderinin komutası altında olan bir Arnavut milisle yaşanan bir anlaşmazlık üzerine, Karamüsel ve Değirmendere muhitindeki bir grup Laz ve Gürcü çeteciye benzer bir düşmanca tavır takındı (29).

En büyük kriz 1919’un Temmuz ve Kasım ayları arasında, Karacabey ve Kirmastı’nın ileri gelenlerinden iki rakip grubun Karacabey kaymakam vekilliği makamına dair bir anlaşmazlık nedeniyle birbirlerine karşı harekete geçmeleriyle meydana geldi. İlkin (Osmanlı Makedonya’sından göçmüş olan) Arnavut ileri gelenlerinden bir grup, (göreve tayinle gelen bir Çerkes’in Arnavut milislerce şehirden kovulması sonrasında) makamı ele geçirdiler.
Bölgeden bir Arnavut’un kaymakam vekili olmasıyla, Çerkes ileri gelenleri Arnavutlar’a ait tarla ve iş yerlerine baskın yaptıkları geniş çaplı bir seferberlikle misilleme yaptılar. Batı işgaline karşı bölgedeki Müslümanlarla ittifak kurmaya daha çok önem veren Kuva-yi Milliyeciler, Arnavutlar’ın tarafını tutarak Çerkesler tarafından yağmalanmış malların geri verilmesini talep ettiler (30). Hatta Kuva-yi Milliyeci bir komutan, (muhtemelen üst komutadan gelen istekler doğrultusunda) Karacabey/Kirmasti bölgesindeki anlaşmazlığa karışan bir grup Çerkes’i tutuklama girişiminde bulundu. Karacabey’deki Çerkes çeteler, şüphelileri ele geçirmeden önce görevlileri öldürüp, Kuva-yi Milliye birliklerini bölgeden kovdular (31).

Tüm bu aşağılanmaya rağmen Kuva-yi Milliyeci bölge komutanı Bekir Sami (Günsev), Kirmasti bozgunundan sorumlu olan Çerkes çetelerinin halen Kuva-yi Milliye safına çekilebileceğine dair resmi yazışmalara devam etti. Fakat bu noktada durum daha da kötüleşirken, bölgedeki birçok Kuzey Kafkasyalı ileri gelen bu nedenlerden dolayı Kuva-yi Milliyecilerle uyuşmazlık halindeydi.

Gün be gün artan zorluklar ve başka bir savaşa dair korku dolu bekleyişlere ek olarak,  Çerkes çeteciler ve bölgedeki ileri gelenler, Kuva-yi Milliyecilerin bölgedeki rakiplerine yönelik desteğini; Jön Türklerden evrimleşmiş Kuva-yi Milliyecilerin, Ermeni ve Yunanlara yaptıkları gibi kendilerini de yok edeceklerine dair bir işaret olarak gördüler.

Bu temelsiz bir endişe değildi. 1917’nin başlarında bir İTC görevlisi, bölgedeki soygunculuğun önüne geçmek ve bölgeyi diğer muhacir ve mülteciler için boşa çıkarmak için,  Karesi ve Hüdevendigar bölgelerindeki bütün Çerkes ve Gürcüler’i sürgün etme fikrini ortaya attı (bizzat Talat Paşa bu planı feshetti) (32). Savaşın sonunda, bütün Kuzey Kafkasyalılar’ın “Ermeniler gibi” sürgün edileceği söylentileri ayyuka çıkmaya başladı (33).  

Hatta Karacabey ve Kirmastı civarındaki Kuzey Kafkasyalılar ve Kuva-yi Milliye Kuvvetleri arasındaki bu şiddetli uyuşmazlık, iki Çerkes ileri geleninin “Türklerin” (Yani İTC/Kuva-yi Milliyecilerin) Çerkesler’i, sahip oldukları “ittihat” ve “ittifak”ları nedeniyle yok etme niyetinde olup olmadıkları teyid etmek amacıyla Bekir Sami (Günsev) ile görüşmesine neden oldu (34).


Sürgün korkusu taşıyan Çerkesler, bu tarz bir politikanın nedenlerini ve gerektirdiklerini anlamışlardı. Sıkı bir şekilde birbirlerine bağlı olan Güney Marmara Çerkes diasporası, birçok yönden Kuzey Kafkasya’dan getirdikleri geleneklerle seçkin bir sınıf tarafından yönetiliyorlardı. Bu “ittihad” ve “ittifak” nedeniyle, Çerkes köylerinin ve bölgelerinin, Jön Türklerin merkezileştime çabalarına direniş gösterme olasılıkları vardı. Prensipte imparatorluğun sadık Sünni Müslüman nüfusuna dahil olmalarına rağmen, Çerkesler yerel özerklik ve taşra etkisi konusunda Ermeni ve Yunanlarla aynı tavrı sergiliyorlardı. Patlak veren bir savaşın yanında, (isyana sebep olabilecek) bu tarz bir özerkliğe müsamaha gösterilemezdi. İTC’nin Ermeni ve Yunanlara karşı gerçekleştirdiği kıyım savaşında piyade ve mülazım olarak yer almış olan bu önde gelenler, aynen diğerleri gibi, sürgünün ölüm anlamına geldiğini çok iyi biliyorlardı.

(*) Devam edecek