21 Ocak 2015 Çarşamba

Yerel Literatür ve “Yeniçiftlik Köyü” (Mustafa Özcan, 21 Ocak 2015)


Yerel Literatür ve “Yeniçiftlik Köyü”

Bilindiği gibi Türkiye’de yerleşimlerin ve yörelerin yerel tarihi, demografisi, sosyo-kültürel yapısı gibi tekil-özgül konular hakkında monografik bir literatür oluşturmak isteyen herkes çalışmasının hemen ilk aşamasında önemli düzeyde yazılı kaynak, yani literatür eksikliği ile karşılaşır. 

Diğer taraftan bulanabilen literatürden ise bu kez bunların konu içeriği ve bilgi yeterliliği yönü ile eksikliğinden şikâyet edildiğini biliyorum. Bana göre çok önemli olan bu hususa daha makalenin en başında dikkat çekmek istediğimden konuya değinmek istiyorum. 

Güney Marmara Bölgesi’ndeki yerleşim birimleri hakkında yaptığım araştırmalarda da yukarıda vurgulaman husus doğrultusundan olarak söz edersem bulduğum kitap sayısının da az olduğunu belirtmeliyim. Kabaca bir tahmin yapmam gerekirse tüm Bölge için sadece düzine ile sayılabilecek kadar kitap olduğunu –sadece- tahmin yaparak söyleyebilirim. 

Öte yandan, tahmin yaparak bir şey söylemek zorunda kalmışlığımın nedeni ise bu tür bilgilere erişmenin maalesef mümkün olamayışındandır.  Çünkü kütüphanecilik alanına giren bu tür yerel literatür ile ilgili istatistiksel veriler halen Ülkemiz için lüks sınıf bir olgu mahiyetinde bir durum sunmaktadır.  

Bu durumun kapsamının hiç olmazsa küçük bir yörede değişmiş olduğunu görerek başlığın ikinci kısmındaki hususa değinmek istiyorum. 

Yukarıda vurgulanalar doğrultusunda hazırlanmış olup Güney Marmara Bölgesi‘nin kentleri, beldeleri, köyleri hakkındaki yerel konuları kapsayıp benim elime geçen kitaplar arasında bilgi miktarının yeterliliği mahiyeti ile beni en çok tatmin eden yapıtın Çanakkale/Biga’nın Yeniçiftlik Köyü hakkında yazılmış “Yeniçiflik Köyü” adıyla yayımlanmış olan kitap olduğunu söyleyebilirim. 

Bu nedenle kendimde bu yapıtın tanıtımını yapmak şeklinde bir sorumluluk hissettim.

İkinci baskısı Bursa Ekin Yayınevi’nce 2014 yılı sonuna doğru yapılarak 2015 başında piyasaya sürülmüş olan yapıt, halen Biga’nın en büyük köylerinden biri olma niteliğindeki bu yerleşim yerinin tarihsel, ekonomik, sosyal ve kültürel yaşamını konu edinmektedir.  

Necdet Zeki Gezer ve Kemal Gözler tarafından diğer birkaç yöre temsilcisinin biyografik kısa metinsel katılımı ile yazılmış olan kitabın 848 sayfalık hacmi Ocak 2003’te yapılan ilk baskıya göre neredeyse üçe katlanmış olmakla birlikte beklentilere uygun olarak konu çeşitliliğinde ayni sayısal düzeyde bir değişiklik olmamıştır.

K. Gözler’ce, Köy ile ilgili olabilecek 1900 yılına dek geçen safahattaki konuların kaleme alındığı Birinci Kısım‘daki giriş ve 10 Bölüm’de ‘93’ Harbi sonrası Bulgaristan’dan gelen Muhacır ve Pomak atalarının kökeni ve Köy’ün kuruluşu ile ilgili detay bilgiler verilmekte, olaylar ve öyküler anlatılmaktadır. 

N. Z. Gezer tarafından kaleme alınmış İkinci Kısım’ın 13 Bölüm’ündeyse 1900 yılı sonrası yaşanan pek çok değişik olay konu edilerek ağırlıklı olarak Köy’deki yaşam ile ilgili olabilecek neredeyse her şeye değinen yazılı bir sosyal tarih oluşturulmuştur. 

Bu kapsamda değerlendirildiğinde yerel sosyal tarih için bir kazanım olan Yeniçiftlik kitabı bu köyden köken alanlar için olduğu kadar tüm Güney Marmara Bölgesi insanı, hatta yerel sosyal, demografik ve tarihi konularına merak salmış kişiler için de çok yararlı bilgiler ve konular içermesi yönüyle okunmaya değer monografik bir literatür mahiyeti sunmaktadır.

Mustafa Özcan (21 Ocak 2015)


17 Ocak 2015 Cumartesi

Ben Gönen’de doğdum (Nazan Bekiroğlu / Zaman Gazetesi, 14.07.2013)

Ben Gönen’de doğdum  

Hayat ile dil ve edebiyat arasındaki büyüleyici döngü karşılıklıdır.
Kimi zaman hayat değişir ardından dil ve edebiyatı da değiştirir. Kimi zaman dil ve edebiyat, hayatı değiştirir. Klasisizmin arkasında monarşik yapılanmaları, Romantizmin arkasında Fransız devrimini, Realizm arkasında sanayi devrimini görmemiz kolaydır bu yüzden. İki cihan harbinin bireyde parçaladığı iç dünya edebiyatın aynasını da boydan boya çatlatır, Modernizm bu çatlak aynada yansıtır resimlerini. Postmodernizmin insanı ise belirli bir felsefenin tek merkezine sığmaz artık, onun elinde çok odaklı paramparça bir ayna olduğundan söz etmek zor değildir. Neticede edebiyat, hayat üzerinden seyredilebilecek bir şey. Daha önemlisi hayatı seyrettiren bir ayna.
Bütün bunları Yenikapı’dan Bandırma’ya doğru hızla yol alan bir feribotun denize taraf camının önünde düşünüyorum. Gönen’e geçeceğim. “And” hikâyesinin o güzelim ilk cümlesini, -“Ben Gönen’de doğdum”- hemşehrilerine emsalsiz bir armağan gibi bırakmış, otuz altı yıllık bir ömre üç ömürlük olayı sığdırıvermiş o zarif fakat çilekeş adamın, Ömer Seyfettin’in kasabasına. Önümdeki masada bir tatil kaçamağı niyetiyle aldığım, dünya listelerinin çoksatarı. Kitabı kapatıp yana doğru itiyorum. Aylaklık zamanlarında bile gitmiyor. Filmini seyretmekle kitabını okumak arasında fark yoksa edebiyat da yok. Gözlerimi kapatıp Ömer Seyfettin’in evini, “And”da tasvir ettiği Mahalle Mektebi’ni görür müyüm görmez miyim derken bir buçuk aydır en bireysel olanımızı bile bir şekilde ilgisi dairesine almış gelişmelerin etkisinde, düşünüyorum. Geleceği görmeye çalışıyorum. Nesillerin ruhu vardır, zamanın ruhu. Bu ruh eğer yeteri kadar kuvvetle kendini gösterirse o vakte kadar dikey olarak bölümlenmesine alıştığımız damarları bu kez yatay olarak böler. O zaman farklı mecralardan akan ırmaklar bile kendilerini yatay olarak bölen çizginin altında ortak paydalarda buluşurlar. Sadece Türkiye değil, bütün dünya dalgalanıyor, hoşumuza gitse de gitmese de bu böyle. Bireysel bir edebiyatın, çok satan klişeleri üzerinde tanzim edilmiş popüler bir külliyatın yerine daha toplumsal hatta politik bir edebiyatın kendisini göstermeye başlayacağını tahmin etmek mümkün mü acaba? Bildiğim, güçlü edebi hareketler bir denizin dalgaları gibi takip ederler birbirlerini. Birinin bittiği yerde diğeri başlar. Ve hepsi yükselişe geçmek için kendi zamanını bekler. Tesadüf değildirler.
“Yeni Lisan” makalelerinin Ömer Seyfettin tarafından kaleme alınan ilki 11 Nisan 1911’de Genç Kalemler’de yayımlandığında onun teklif ettiği dilde sadeleşme hareketinin bu kadar kolay başarıya ulaşacağı akla gelmemiş olmalı. Fakat Ömer Seyfettin Türklerin şimdi yeni bir hayat devresine girdiklerinin farkındadır. O halde onlara yeni bir lisan lazımdır.
Ömer Seyfettin hayat ile dil ve edebiyat arasındaki ilişkiden hareket etmektedir. Ona göre edebiyatımız şimdiye kadar ya Doğu ya da Batı edebiyatlarını taklit etmiş, dilimiz de safiyetini kaybederek garip, yapay bir hal almıştır. Oysa şimdi artık yeni bir hayat vardır. Öyleyse yeni bir dil ve edebiyat da lâzımdır.
Gerçekten de “Sade Dil-Yeni Lisan” hareketi ideolojik muarızlarını bile saflarına çekerek kısa bir sürede başarıya ulaşır. Tanzimat ediplerince gerçekleştirilemeyen şey yarım asır sonra gerçekleşir. Bu başarı, şartların uygunluğuyla ilgilidir. Bütün dünyayı sarsan milliyetçilik akımı, Balkan kavimlerinin Osmanlı’dan sancılı kopuş süreci, hasta adamın teşrih masasına yatırılması. Kısacası II. Meşrutiyet sonrası Türkçülüğün yıldızını parlatan şey ne ise “Yeni Lisan” hareketini başarıya vasleden şey de odur.
Diğer yandan birkaç ay önce Ali Canip’e yazdığı meşhur mektuptan bu düşüncenin Ömer Seyfettin’deki evveliyatını okuruz. Anlarız ki Ömer Seyfettin ne yaptığının farkındadır. “Yeni Lisan” hareketi tam zamanında doğarken bile onda her şey bilinçlidir, tesadüfi değildir. Ali Canip’e “Geliniz Canip Bey, edebiyatta, lisanda bir ihtilâl yapalım.” demekte ve eklemektedir: “Âh büyük fikir, çalışma, azim ister.”


Nazan Bekiroğlu (Zaman Gazetesi, 14.07.2013)






25 Aralık 2014 Perşembe

Kurtuluş Savaşında Gönen ve Çevresi (*) (Mustafa Özcan, 25 Aralık 2014)


Kurtuluş Savaşında Gönen ve Çevresi  (*)

Gönen’in yerel tarihi konusunu farklı bir kulvarda ele alan ve de özel ilgi gerektiren bir kitabın tanıtımını yapmak istiyorum.

KDP Blog ve Dağarcık Türkiye internet dergisi için yazdığım Osmanlı medreselerini ele alan ve Gönen Medresesi konusuna değinen makalede (**) referans olarak verdiğim “Kurtuluş Savaşında Gönen ve Çevresi“adlı kitabın tanıtımını yaparak bu konuda sinerji oluşsun istiyorum.

Kitap, 1993 Eylül’ünde Gönen’in Kurtuluş Günü adına yapılan Sempozyum’unda sunulmuş bildirilerin tamamının bir derlemesi olarak hazırlanmıştır. Basımı Gönen Belediyesi tarafından 1998 yılında Türkiye Diyanet Vakfı’na yaptırılmış olan kitabın dağıtımı, kültür hizmeti niteliğinde olduğundan ticari olmayıp talep edenler için ücretsiz verilme şeklindedir.

Kitapta sözü edilen Sempozyum tebliğlerinin bölge ve yerel tarih açısından önemi Kurtuluş Savaşı’nda Milli Kuvvetleri çok uğraştıran padişah yanlısı Anzavur İsyanları’nın Gönen coğrafyasında otantik olarak yaşanmış olmasından ileri gelmektedir.

Ayrıca tebliğlerin yakın Türkiye tarihi için kaynaklar açısından da olan önemi büyüktür. Nitekim Kurtuluş Savaşı’ndan sonra sürgün edilen Yüzelilikler arasında Gönen Kazası’ndan olanların sayısının ülke nüfusu ortalamasına göre neden on beş kat daha fazla olduğu Sempozyum’daki bazısı orijinal olan belgelerle desteklenmiş bildiriler vasıtası ile yetkin bir şekilde açıklanmaktadır.

Açılış konuşması Ankara Üniversitesi’nden Doç. Nesimi Yazıcı tarafından yapılan Sempozyum’da altı tebliğ sunulmuştur. Bunlar sırası ile Balıkesir Üniversitesi’nden Aydın Ayhan’ın “İşgal Yıllarında Balıkesir Çevresi ve Gönen”, Hacettepe Üniversitesi’nden Prof. Ercüment Kuran’ın “Hacim Muhittin Çarıklı’nın ‘Kuvayı Milliye Hatıraları’na Göre Kurtuluş Savaşında Gönen”, Marmara Üniversitesi’nden Prof. Mücteba İlgürel’in “Kurtuluş Savaşı’nda Gönen’in Katkıları”, Ankara Üniversitesi’inden Doç. Nesimi Yazıcı’nın “Hasan Basri (Çantay) ve Ses Gazetesi”, Ankara Üniversitesi’nden Prof. Yahya Akyüz’ün “Şehit Hamdi Bey’in Son Günlerine Ait İki Orijinal Mektup” ve Marmara Üniversitesi’inden Prof. Özcan Mert’in “Anzavur’un İkinci Ayaklanması’nda Cemiyet-i Ahmediye” adlı tebliğlerdir.

 Ayrıca, 124 sayfalık kitabın konuşma dilinden aktarılmış olmasından ileri gelen kolay okunulurluğunnun meraklısı için ilave bir özendirme olduğunu belirtmek isterim.

Mustafa Özcan (25 Aralık 2014)
_____________________
(*) Kurtuluş Savaşında Gönen ve Çevresi, Gönen Belediyesi, Ankara,1998




27 Kasım 2014 Perşembe

Gönen Oyacılığı Hakkında Ayla Yaren Tarafından Yapılmış Akademik Çalışmaya Dair Bilgi Notu (Mustafa Özcan, 27 Kasım 2014)


Gönen Oyacılığı Hakkında Ayla Yaren Tarafından Yapılmış Akademik Çalışmaya Dair Bilgi Notu

Konuyla ilgili olan ilk akademik çalışma Ankara Gazi Üniversitesi’nde Öğretmen Ayla Yaren (Vanlı) tarafından 2008 yılında yapılmış olan "Balıkesir İli, Gönen İlçesi İğne Oyaları ve Halk Eğitimi Merkezinin İğne Oyacılığına Katkıları" adlı yüksek lisans tezidir.  

Gönen Halk Eğitim Merkezi’nin iğne oyacılığı ile ilgili olarak verdiği eğitim hizmeti çalışmaları bağlamında Gönen oyacılığını konu edinen tez alanında tek çalışma olup Gazi Üniversitesi’nin Eğitim Bilimleri Enstitüsü’nde Prof. Dr. Aysen Soysaldı’nın gözetiminde yapılmıştır.

Söz konusu yüksek lisans tezinde Gönen’i tanıtıcı bilgilerin yanı sıra oyacılık ile ilgili genel bilgiler, oya çeşitleri, yapım teknikleri, konuyla uğraşanların kimlikleri, oyacılığın araç ve gereçleri ile uğraşın sosyo-ekonomik açıdan değerlendirilmesi gibi konular ele alınmıştır.

Tezin Gönen’de mukim olanlar için Ömer Seyfettin Kütüphanesi’nde olan doğrudan erişilebilir kopyası talep edildiğinde yerinde incelenmek üzere temin edilebilir.

Mustafa Özcan (27 Kasım 2014)



24 Kasım 2014 Pazartesi

Türk Folklorunun bir Öğesi Olarak “Gönen Oyacılığı” (Mustafa Özcan, 24 Kasım 2014)


Türk Folklorunun bir Öğesi Olarak “Gönen Oyacılığı”

Türk folklor dünyasının ilginç bir öğesi olan iğne oyacılığı için onu simgeleyen bir heykel anıtın yurdumuzda sadece Gönen kentinde bulunuyor olması her halde tesadüfi bir olayın sonucu değildir. Nitekim yurdumuzdaki tek organize oya pazarının da sadece Gönen’de kuruluyor olması bunun tesadüf olmadığının bir kanıtı olarak görülmelidir.  

Gene bu durum gösteriyor ki, iğne oyacılığının Gönen’de gelişmesinin nedeni bunun Gönen kadınlarınca boş zaman hobisinden öte ek gelir getirici bir uğraş haline dönüştürülmüş bir meşgale olmasıdır. Bundan dolayıdır ki oyacılık Gönenli erkekler nezdinde önemli bir uğraş görülüp “heykeli” dikilecek kadar da yüksek bir kabul görmüştür.  

Öte yandan, her iki cinsiyet kutbunca bu denli önemsenmiş olan konunun ayrıca da sosyal-kentsel bir etkinlik niteliği kazanmış olduğu görülmektedir. Bu nedenle de “Gönen Oyacılığı” teması gerçekten sosyal düzeyde folklorik bir olgu mahiyeti ile akademik olarak ele alınması gereken bir özellik sunmaktadır. Nitekim zaman içinde bu tema ile ilgili akademik bir çalışma da yapılmış bulunmaktadır(*).

Gönenli kadınların oyacılığa olan bu denli ilgisinin ardındaki sosyo-psişik etmenlerin neler olduğunu anlamak da akademik olarak incelenmesi gereken bir temadır.

Konunun psişik boyutuna yönelik açıklama için hemen ilk anda akla gelen şey, günlük işler gailesi dışındaki zamanlarında boş durmamayı alışkanlık haline getirmiş olan Gönenli kadınların bu özellikerinden ileri gelen psiko-kültürel bir öznitelik kazanmış olmaları olasılığıdır. 

Toplumsal boyutta olabilecek ilk açıklama ise bu tür aylaklık durumlarının kadınsal üretkenlik güdüsünce bir yaratım etkinliği olarak değerlendirilmesi olgusu olarak kabulü şeklinde olabilir.

İşte sonuç olarak “Gönen Oyacılığı” konusu, Gönenli kadınlarca hobi dışında folklorik bir tarz şekline büründürülerek gelir getirici bir iş haline dönüştürülmüş bir meşgaledir diye tanımlanabilir. 

Her ne olursa olsun oyacılık, Türk kadınlarının folklor geleneğimizdeki özgün bir mesleği olması mahiyetiyle tarihe mal olmuş, bir armağan, bir miras olarak da artık dünyaca tanınmış bir etkinlik olmuştur.

Bu hususu tarihsel bakıştan ele alan bir makaleden tarafımca kısaltılarak ve düzeltilerek yapılmış aşağıdaki alıntı konunun bu yönünü çarpıcı bir şekilde açıklamaktadır(**):    

“Oya, yapma çiçekle örgü sanatının birleşmesinden doğmuş, süslenmek ve ayrıca taşıdıkları mesajlarla bir iletişim aracı olarak da kullanılan ve tekniği örgü olan dantel türüne denir. Oya, bir bezeme türüdür; süslemek anlamında kullanılır. Oya sözcüğünün başka dillerde karşılığının bulunmaması bu sanatı Türklere, özellikle Türk kadınına özgü bir sanat olduğunu düşündürebilir.  

1905’te Menfis kazılarında bulunan örneklerden, oyacılık tekniğinin MÖ 2000 yılları ötesinde de özellikle balık ağları yapılışından bilindiğini göstermektedir. Günümüze kadar gelebilen bazı örneklerin inceleme sonuçlarına göre oyaların en çok 17, 18 ve 19. yy da yaygınlık gösterdiği, malzeme (tözü); renk, konu ve kompozisyon (tasarımı, formu) ile yapılış tekniği (yöntemi) bakımlarından kaliteli ve özgün oldukları anlaşılmaktadır. Yine araştırmalar gösteriyor ki, iğne oyaları 12. Yy’ da Anadolu’dan Balkanlara, oradan da İtalya yolu ile Avrupa’ya yayılmıştır...
   
…Sonuç olarak geleneksel el sanatlarımızın ve halk kültürümüzün (folklorumuzun) en güzel örneklerinden olan oyalar, özellikle Anadolu’da her genç kızın çeyizinde “işleme” ve “oya” bulundurma geleneği sayesinde bir sanat tarzı olarak günümüze kadar taşınmış ve bugün hala oyaların yaşıyor olmasında etken olmuştur. “

Almanların tartışmalı “amatör arkeoloğu” tüccar H. Schliemann’ın yaptığı Truva kazıları sırasında bulup ‘Priamos Hazinesi' ile birlikte yurt dışına kaçırdığı, bir kadına ait olan ile Güney Marmara ve Ege efe başlıklarının işlemeleri dikkate alındığında tekniğin ne denli eskilere ve tarihsel olarak Batı Anadolu’daki insan kaynaklarına dayanmakta olabileceğini görmemek mümkün değildir.

Mustafa Özcan (24 Kasım 2014)
_________________________________________
(*)Konuyla ilgili olan tek akademik çalışma Ankara Gazi Üniversitesi’nde Öğr. Ayla Yaren tarafından 2008 yılında yapılmış olan "Balıkesir İli, Gönen İlçesi İğne Oyaları ve Halk Eğitimi Merkezinin İğne Oyacılığına Katkıları" adlı yüksek lisans tezidir. 



13 Kasım 2014 Perşembe

Balıkesir, İstanbul'un 2. arka bahçesi oluyor (Yalçın Bayer, 12 Kasım 2014)


Hürriyet Gazetesi'nde Yalçın Bayer'in Yeter Söz Milletin köşesinde Balıkesir ve Gönen'den bahseden yazısını aşağıda paylaşıyoruz. 


Yazının tamamı için; 



Balıkesir, İstanbul'un 2. arka bahçesi oluyor


(Tabii bu söz Trakya'dan sonra ikinci olarak algılanmalı...)

BİR dönem ANAP'ta, üç dönem de AKP'de milletvekilliği yaptıktan sonra Recep Tayyip Erdoğan, eski dostuna "Şimdi görev yerin Balıkesir belediye başkanlığı" demiş Ahmet Edip Uğur'a... O da MHP ve CHP'nin dişli adaylarıyla mücadele ederek bu makamı MHP'nin elinden almış, az bir oyla olsa da... Bir önceki dönemde de belediye başkanlığı AKP'den kayınbiraderinin elindeymiş... 

Uğur, margarinci, ayçiçekçi ve zeytinyağcı... Bir süre önce margarin tesislerini satmışlar.

Şimdi sadece zeytinyağı ile iştigal ediyorlar. Büyük oğlu Balıkesir Ticaret ve Sanayi Odası başkanlığını elinden almış...

Ayvalık'taki zeytin hasadından dönerken kendisini ziyaret ettiğimizde Balıkesir'den kolay ayrılamadık.

"Balıkesir'e dikkat" dedi hemen... "Ben plan adamıyım... Her şey plandan geçer" dedikten sonra kafasındaki projeyi anlatıyor: "Balıkesir'i, 2050'de 5 milyonluk bir kent olarak planlıyoruz." Anlattıklarını satır başlarıyla özetleyelim:

Bandırma, Manyas, Gönen, Marmara Adası'nda, diğer tarafta da Edremit Körfezi'nde katı atık depolama tesisleri ile çevreyi kirletmeyeceğiz. Ayvalık'ın, Havran'ın arıtması yok... Nüfus az kimse yok ama ne Altınoluk'un ne Zeytinli'nin arıtması çalışıyor.

Kaz Dağları'na teleferik ile çıkmak istiyoruz. Doğal dokuyu bozmadan nasıl yapabilirizi araştırıyoruz. Amerika ve İtalya'dan uzmanlar geldi. Amerika ve İtalya'daki dağ turizmi, kayak turizmi ile ilgili ne yapılabilir diye çevreyi gezdiler Kaz Dağları'nı, Edremit, Burhaniye, Ayvalık'ı marka yapalım, yazın da kışın da av turizmi olsun, kayak turizmi olsun... Uzmanlar, 1.5 km'lik alanda hava sıcaklığı; 3 derece ise kar yağdırabileceklerini söylediler.

Balıkesir şimdi 1.2 milyon, yaz nüfusu 3 milyon. Balıkesir'in sürdürülebilir şehir planını yapıyoruz. 1994'te İstanbul 6 milyon iken, 10 milyon İstanbul planladık fakat İstanbul 17 milyon oldu. İstanbul'dan gelen İzmir'e giden otoyol, Çanakkale Köprüsü ve Balıkesir otoyolu, Yüksek Hızlı Tren... Bunlar Balıkesir'i cazibe merkezi haline getirecek. 35 yıl uzun bir süre değil 2050...

Başka neler mi yaptık? Bandırmaya'ya 1/100 binlik haritalarda Bandırma-Edincik arasını sanayi bölgesi ilan ettik. Şimdiden 8-18 milyar Euro yatırım geldi. Ege Bölgemizi, bütün Edremit Körfezi'ni turizm alanı yapıp sanayii sokmayacağız.

Balıkesir'de üç üniversite olmalı diye düşünüyoruz. Şimdi 43 bin öğrencimiz var, 2050'de 150-200 bin öğrenciye yükselecek.

Balıkesir'in coğrafyası 18 bin km, küçük bir yer değil. Organize Sanayi Bölgemizi büyütüyoruz, çünkü ulaşım yatırımları ile cazibe merkezi olmaya başladı. Trakya tıkandığı için bir sanayi iki saatte İstanbul'a geleceğinden sanayi yatırımlarında hızlı bir artış bekliyoruz.

Hayvan üretimine Hollanda teknolojisi geldi
Bu ahırları robotlar yönetiyor

NİYAZİ Şimşek, üç nesil kasap bir aileden geliyor. Onet'in sahiplerinden... İsmail Uğur da, Balıkesir Sanayi Odası Başkanı, belediye başkanının oğlu... Yılların oda başkanı Rona Yırcalı'nın elinden 'Balıkesir Oda'sını almışlar.
Birlikte örnek bir süt inekçiliği yatırımını yapmışlar; mutlaka görmelisiniz dediler. Balıkesir Merkezi'ndeki Ertuğrul köyüne gittik. Ahıra 2 milyon; 120 hayvana da 1 milyon yatırmışlar: Devlet bu tür yatırımların % 80'ine 7 yıllık tarımsal kredi kullandırmış... Bu yatırımı Hollandalı Lely firması yapıyor. Onlar da bölgenin 'bayisi' olmuşlar;
ilk projeyi de kendileri yaparak köylülere gösteriyorlar.
Ahırda bir mühendis ile bir işçi vardı. Her işi robot yapıyor. Lely ilk süt sağım robotunu 1992'de üretmiş.
Niyazi Şimşek anlatıyor: "Biz Türkiye'de ilk kez bu işe dört ay önce başladık.

Dünyada çiftliklerde 25 bin civarında robot çalışıyor. Bunların 19 bini Hollandalı Lely firmasına ait... Lely yıllık 500 milyon Euro cirosu olan Avrupa'nın en büyük tarım makinecilerden biridir.

Robotun en önemli özelliği hassas hayvancılık yapılabilmesi...

Sağım robotu insanı hayrete düşürüyor. Her sağımda inekten 12 farklı veri alınıyor. Bunların hepsi hayvan sağlığı ve süt verimi açısından önemli bir veri sayılıyor.
Sağım robotu, her sağımda ineğin kilosunu, hangi ayağına ne kadar bastığını, verdiği sütün yağ ve protein oranını gösteriyor; süt iletkenliğini ölçerek mastitis (meme hastalığı), topallık, hızlı kilo kaybından dolayı ketosis (şeker hastalığı) olma risklerini erken teşhisle önlenmiş oluyor. 

Dolayısıyla daha sağlıklı inekler, daha çok verim, daha az işgücü, mutlu inekler ve sonunda 'mutlu çiftçi' formülünü yerine oturtuyor.

"Bir çiftlik daha kuruyoruz; böylece 300 sağmalımız olacak" diyor Niyazi Şimşek.

150 sağmalık bir çiftlik (ahır) için 2.500 metrekarede yeterli olabiliyor. Bu ahırlarda iki adet sağım robotu (4A), yem itme robotu (juno), gübre temizleme robotu (discovery) ve buzağı besleme için mama hazırlama robotu bulunuyor.

17 Eylül 2014 Çarşamba

Duyuru:GKP'nin "sıfır" toplantısı


GKP'nin "sıfır" toplantısı 18 Eylül Perşembe günü saat 19:00'da aşağıda adresi verilmiş Kumlu Dersanesi'nde yapılacaktır. İlgilenenlerin katılımı beklenmektedir.


Toplantı yeri adresi: 
Kumlu Dersanesi
Altay Mah. Bezciler Cad. 29  Gönen/Balıkesir (Belediye Garajı karşısındaki sokağın içindedir).